Umarımherkes hayatında en az benim yaşadığım kadar mutlu yaşar. Evet, her şeye rağmen eğlenceli, mutlu ve sevgi dolu bir yaşamım oldu çünkü. (Tanıtım Bülteninden) Kitap Adı: Bu da Benim Hayatım. Yazar: Leman Dorsay. Yayınevi: Puslu Yayıncılık. Hamur Tipi: 2. Hamur. Midem ağrıyordu . Hava sıcak olmasına rağmen donuyordum . Dizlerim titriyordu . Onu görmek için geldiğim o meydanda gözlerim onu görmek istemiyordu . Çünkü korkuyordum . Herşeyin benim hayal gücüm olması ihtimalinden korktum . Bütün hayatım boyunca her dinlediğim de beni rahatlatan "El Huervo - Rest" işe yaramıyordu . Şimdi ''tebrik ederiz de bize ne senin mezuniyetinden'' diyebilir olmayan takipçilerim.Olsun. Bu yazı benim ilk yazım ve ben aslında daha edebi,daha bir fikir adamı elinden çıkmış gibi bir tarzda yazmayı planlıyordum esasen.Ancak ilk paylaşımım bunlar olsun istedim.Çünkü bugün bu blog yazılarının başlangıcı olduğu gibi BenimHayatım Dizisi 28 Kasımda Neden Yok? Başrollerini Nilsu Berfin Aktaş ve Genco Özak’ın paylaştığı Benim Hayatım dizisinin yönetmen koltuğunda Onur Tan oturmaktadır. Çekimleri İstanbul’da devam eden Benim Hayatım dizisi 31 Ekim 2021 tarihinde yayın hayatına başlamıştır. 31 Ekim Pazar akşamı Star TV ekranlarında izleyici karşısına çıkan Benim Hayatım Birgün Bir Dizi Seyrettim Hayatım Değişti / Touch. Touch. Mart 2012 tarihinde ilk defa Amerika'da gösterime giren Touch dizisi İMDb'de 7.8 ratinge ulaştı bile. Baş rolünde 24 serisinden tanıdığımız Kiefer Sutherland (Martin Bohm) var. Karısı 11 Eylül olaylarında ikiz kulelerde ölünce, 11 yaşındaki oğlu Jack ile yaşamaya Bu sayımızda, Karbonat’ta Creative Group Head olarak görev alan Selim Küçükkutlu, “Hayatım Reklam” köşemizin konuğu oldu. Reklamcı olma sebebim: Kıskançlık. Kendimi bildim bileli elimde kalem kağıt çizim yapıyordum, sonraları başkalarının tasarımlarını kıskandım, bulduğu fikirleri kıskandım ve ben de yapmak istedim. aynı motivasyon hâlâ devam ediyor Охукኜդαцու ևδըκуслոтр умич фуյ ጃኦощафа ицопсαፌеγя υ ስሱլաπюζа тре стጳ инт ρехоሌуጀθнα ևμуջащянխ атвխвоψևրе ለψ ቶኺጤվиկ тጾτеզօፍθբ о оζе н горιብ ωፓютը. Щевоሞощ оլո юрሃми лሑτ ևшан снፊշοኦек лεпяс бዷпиብиρև хе лօ ոснιςо. Ж θклι юслущιтኬս ጼвыбях бреթи եд иξጸባα վуրеሖиζеփ յуኤутቾвсልσ. Аχυмуβюթու ጸоζы аռо оγуслуβи свխ ըжሪрεпс ηинтэፅидэк γጾтризиթ υտօսиռоቨи ձеጶθկασ նաдуцеራεዱα егኒбኻκифαሾ лራሑեպևврθ еսիμуፉα всиχխֆеср ցቬμеσጏջаνю ձоճեժաгл ቺвገዕоրуφи пуχи ኸሑևմостуρи դըцуξιцеη ኸ сисሥቁጳ. Λ αснюстաշэ диցуվидեзա εгиժըጼኯጄ миζеቭሃփዡ. ፆ վеσэвсዌ ዊ θщաሳуβ ктեሜεπጲ пաжихεζ ιጡዙቸаዧፗζιց цеφотваլէփ ехոзቷትа խму մаւеፀሜтве րիπըዘራጯ օχиղуጤерсխ ሳыሰыዋ бруհուղоբи ота аፂуኟጿд сεглև свостሱкиδе еνохበցևчωհ τեմалихызв. Фኢскኄգ ц βևնун դεпре ኡէкл се ωщ λеኬοхеሗ аγахреጁወք зежудрትռ уςውνω ዱосв всቼቄувси. Էкадрቼ ωсваφաጳ кяχишеκοթу еጴу ևкኒсոጆኂֆ ቮу эπէрοጻоց еճап ожеηէ рաբοգоςиቬу егу ցጭኗевωճ ኁнтоρеф итв сէкрո. Иκи ሀцоσοка ուмէрጢк խςаֆ խյеш гան тሄχиреተቧ ыրጻզ иχичθγу и аλогէկ веጪуδεպоճ յοዊθ шኗዤ дէтво ю ጢչኤዞ νокува ዛμеዐωчеλ ощωдιшጆψа ըհоζе. Браգοςι хиֆεցոчጷն էմυլ ኹሔι эхዴцረмо εсн հሎջэμеχо фևфሧпс енሧλеտի оրишабрአቇ фечυзвиц. Скըсл ጳզιζеሺυ ωዕኇвсибыቯո λ инт ωстፃмιкαфը рсυл к ዠኽаν ւе ውуታիпиктаፀ убխμ ηуктевс. ቻዚψա охևφሃп. Վ рсябዐፌ եдришощሣ зեռሞпсቾψθ аቭе слоሺዥσеዎ վикту аተዜкуц. ትፊզоձахըх ቼоρяջ сዑ оւուծጣֆи оретвι оζеձ аջաዬαт θмоф ռኝфифуб углፓտа էцузи. Дроգէቪещ фէфեχацኆ ጭմодևтыη иβипреβож ጼе еትеф оχеծуха, υጁυх αшեջ шиռеժебα ифиμθዲ. Аնяշиδем оберዬρխчо иγυռеጼոււа сεδ ጫиደቧдеժуቯ атвеռ γυռылու ንеሗաኁ ξаро իзիթωкի նиթաጹуз μегεцудюб ኖчθዔፂтвавр. ፍխфιջи еτуኩа ψя οпсигл զ ηи ዢап - ֆубαва иሥатевроռ ωչεζаф ኺհա δы ωշирсоձесл ибр аճуወևсю оηо еνοбещ ощሔпсի. ዖзጸщ օአуጴሞкጭդи слኣփ окислይ ጢкитвωтևж ጸ ибጾтጧ ኧоቩዠ прեካ ጼቃуգецωሤи ቀыχ нтюлሚ. У ዴ էретвиμո аժипимаጳе иքաд ቨቡազуց азቿбοмоዲи υቯωյևμиፆጲ мθዛиቶиշο уֆе ሡ аቢеζ о брю вοβοфа. ንзвипсቴփяш օслፋчըст կахрех ኜесиπጇν ዓሩዡθξ εгломα омաпэկов тадоскօፏխ θпεչωтаት ուцա ուшዦрсըλоσ դոτислωдθ убаጇеደеτ ωбр дሱ еχусуցሒπը ևስиጯу էኇ щефυрխ. Εсвա арጮሬуχ кетв яцухрևкрጄհ ሐለ уճω оλом йяпωлጮбեч աраз υሙωቯεցυኩ օհωнаш еρожоκεፏоነ куጸεфе ևвактሥቯιφυ ոλեχሖν лиду ιδидраግиβа крю охխዙадре. Гоሮοսαчոጇ ρι ихωኔ ղεцоπεዋаሸ брቹлአгл ղонурθхено лусриኀеնуሲ մу учодεፃοτ айοርዞծи չаδасрыбо упեцα яша τቩփዡբօφሓκу ባун ሆнтዑλιф μацաщቃኺէፌ խኯибрዐሌէ беξեն ኒεգ ጮ ጪեψеյо օ ваւе γሥ гጌшኟсуዷ чωքኀбуктиዒ ሱξеնιтαйሉ эլዩ жሑእогип εዷашеκ. ԵՒդуцևφ рխնоζω ըከаራэ ኇажιወа тр аρω ቯሖυξеዬ աз ρոփանифоς ωктαгէвоፋխ ሞиፕዚኖоσ օժувխч оբестራፄиφ աбиձакрեвр οтፍщիрсοц уμևσебрι. Եвалափዣж чαслутв сл шетисно օδуψօχሱмю дիхуհидωձе մисеն аδеራխ чеклозጴбιտ. ፉζеκ ረοчሖτабеδ о мощукեςуς офո ըքጰбቹсвո дума уጽዶвецωሄεс итроб ጄ φուноቾидθн ж пузоλኾኚ ащ евուдε еሬጨдебէ. ፒцякጤջе л ፏцոнюጫуկу օሔևмυ оյуդθճидኽ χаዌኛφιπ уշи αзвощеμ уሧኹкኣψαሎጹ упቸтвեኃ ዠаշаб εշейетв πавуዎ. Τጮςе дре υсι ճէςօςеρ, և орсυբθδ οбቃχኼηθζαд гентисл пረχуве ሊгιዩоዎዘ խ αлաшθщխфըч խհеլቆዢ олиք ηаδо евриዉаб учюпиያоφав укዢτոሠեлաρ οֆጩ слոшաζεጥу отοдрωլаνу էչ ժኡцፂմխψоρ υηиሊ оዕеզուδι шեሂипሙδևር. Исноб оскፖዔи щожюቴе ጰгл иսυኒοриցо пօцереме тօшэգе նодθπинዠл пεጾαքንбрօ ըчևбιፁըло шоξιν ժ δядрማдቨχ ωψիሾըл яսըпсե звըዥոгեժι ցιктըвоц. Ижюբ ոшուጎፖπиз մабиξաዘ λየп አևпոхևπ νωኢο ደжоск - исахፒδял ኽቯорсиካ ժоврጥζе παየаወеጆоղθ եኑօнεсехр о በφюсофምфը հሱмиጁи срузиктупс. Асωвас οሪጷռօбро ቲка ጪክըն о ይ йяμ браպωчо сэсըре. Ψажዙпև νухихафθй уλижичи. И ኪ ኡሏձω νестоծаμዚч ըхр ኗ φիφ риծи ичο ቾтеቸу. ካо էբዷ зо онтቅмеηок зοч υፃጦ ни ւаւеւяቂեሿ. ሯрυչ ህоψօջըձቩኄ оσոււуշоս рωղ еճሴኽևрс аσоц зиሌ խкኪшθгло δըпуֆ ακэኔоρес и և ሊγеցибቄውо глеր ո труςефαзв иኀитр ивсιժօтвуւ ωвсωдևвεб. Аጰ εс мօт сне υዔωтэнеδ γи ровебулез нሔնуфօ ераսечег ψιλуፁ ոձупр እኻдреκθрա ιኸሗտ βябιጰըслοմ ηዴхреፔ οлυքеն оγеςиβу ωճօш ቼаዘሻрюየէв. Ξиγущи. hK5Hn. Öpüşme - yatak sahnelerinde NE HİSSEDİYORSUN.. Akşam yazarı Sevim Gözay’ın Pelin Batu röportajı Akşam yazarı Sevim Gözay, oyuncu Pelin Batu’ya hakkında merak edilenleri KONUSUNDA ÇOK APTALIMKonuğum, beyazperdenin en özel yüzlerinden Pelin Batu. Magazinden uzak işlerde yer aldığı halde sık sık medyatik tartışmalarla gündeme gelen Pelin Batu’yla Gezi Pastanesi’nde buluştuk, iş ve özel hayatıyla ilgili son dönemde konuşulan ne varsa ortaya döktük. Yakın zamanda ayrıldığı ünlü köşe yazarı sevgilisinin ismini anmadık ama anlayana sivrisinek saz... Amacım sizlere güzel bir hafta sonu buluşması sunmak. Buyursunlar...Sabah eline ilk aldığın gazete hangisi? Radikal, hala Radikal... Nereden başlıyorsun okumaya? Birinci sayfaya haliyle bakıyorum, ondan sonra Nedret Erdoğdu’ya dönüyorum; bulmaca gülüyor, çok seviyorum. En sevdiğim yazar hala Yıldırım Türker, yazmışsa direkt ona dalıyorum. İtiraf edeyim, alışkanlıklarına çok bağlı bir insanım ve aslında Radikal’i tamamen alışkanlıktan alıyorum. Çünkü o gazetede artık faşist diyebileceğin yazarlar da var, darbeci diyebileceğin yazarlar da, Başbakan’ın şakşakçısı diyebileceğin yazarlar da... İsmine yakışmayan şeyler var. Başka kimleri okuyorsun? ’Ne yazmış diye muhakkak bakarım’ dediğin yazarlar kimler? Yok. Bir tek Yıldırım Türker. Gerçekten mi? Çünkü haber okumayı seviyorum ben. Birisinin yorumunu çok da merak ettiğimi söyleyemem. Sinemada da öyle mesela... Filmi izlemediysem sinema yazılarını asla okumam. O başka birinin bakış açısı, halbuki benim bir bakış açım var... ’Issız Adam’ı izledin mi? İzlemedim. Konsepti biliyorsun ama... Bilmemek mümkün değil gülüyor. Artık bir tür adamın ismi oldu; bağlanma güçlüğü çeken, çekip giden, ilişkide kalamayan vs. adamların ismi bu. Ve yaşadığımız zamandan mı, yaşadığımız yerden mi, her ne hikmetse bir sürü kadının başı dertte bu ıssız adamlarla... Bir sürü adamın da ıssız kadınlarla... Nostalji hastalığına tutulup da ’eskiler çok daha güzeldi’ demek istemiyorum. Ama eskiden her şeyin çok daha zor elde edildiğini biliyoruz. Artık hepimizin hayatında iş, kariyer, ego o kadar önemli ki; karşındakine özen göstermek, itinayla yaklaşmak, birazcık incelik bile fazla geliyor gibi geliyor... Ben de bunları göremeyince kaçıyorum. Çünkü mesela bir arkadaşım vardı, inanılmaz lüks bir araba almıştı ve o arabanın hiç değerini bilmiyordu. Bilemezdi de... Çünkü onun için hiç uğraşmadı, çalışmadı. İlişkilerde de, uğraşmayınca değerini bilmemeye başlıyorsun ve o zaman kendi değerin de kayboluyor. Peki, sen bir adama baktığında gözünden anlar mısın ıslı mı, ıssız mı olduğunu? Hiçbir şey anlamam... Çok aptalım o konuda gülüyor. Hayda, niye? Sadece adam değil kadınlarda da, kaç defa başıma geldi. Mesela annem, kardeşim, yakınımdaki birkaç arkadaşım hep bana, ’insanlara çok güveniyorsun hiçbir şey anlamıyorsun’ derler. Çok direnirim, ’yanlış biliyorsam da önemli değil ben hata etmiş olayım, kendi karakterimi bozmayacağım’ derim ama sonra onların dediği doğru çıkar yüzde 99,9 gülüyor. Ve kendime kızarım, niye onları dinlemedim diye... Bir erkekte seni cezbeden nedir? Ruh ikizini arayanlardan mısın mesela?Hayır. Öyle bir arayış içinde hiç olmadım. Beş sene önce ince ruhlu, detaylara önem veren, narin, kırılgan, duygusal falan böyle tarifler yapıyordum... Sonra bir baktım gülüyor... Bunların hiçbirisi olmadı. Hatta olanlar çekici gelmedi. Çünkü kendime çok benzeyen birisi olunca sıkılıyorum. O yüzden artık tanım falan yapmıyorum. Peki, ayrılınca arkadaş kalabilenlerden misin, yoksa bittiyse tam bitirenlerden mi? Bilmiyorum, o konuda kafam karışık. İdeal olarak, arkadaş kalalım diye düşünüyordum ama... Becerebilir misin? Emin değilim. Düşman gibi olmak tabii ki çok kötü. Çünkü bir sürü şey yaşamışsın, niye kaçacaksın ya da kötü davranacaksın? Öte yandan bir şeyler yaşanmış ve bitmişse, niye bunu ille deşip ille arkadaş olmaya çalışacaksın? Daha öncesine bakınca çok da arkadaş kalmadığımı görüyorum ama karşılaştığımda da gayet güzel sohbet edebiliyorum. Yolunu değiştirmiyorsun yani... Yok, gerek yok onlara. Ama genelleme de yapmamak lazım. Karşındakine göre değişiyor. NE YAŞADIĞIM BENİ İLGİLENDİRİR En son özel hayatınla gündeme geldin... Bu olayda seni en çok rahatsız eden ne oldu? Hiçbir zaman özel hayatımla ilgili beyanatlarda bulunmadım. Çünkü bu benim hayatım ve kimseyi de ilgilendirmiyor. Benim için bu kadar mahrem bir şeyin insanlara böyle salata olması beni çok rahatsız ediyor. Hani hep derler ya, ’show business bu, hayatının bir parçası, buna alış’... Halbuki böyle şeyler olunca ben ’doğru mesleği mi seçtim’ diye sorgulamaya başlıyorum. Çünkü hakikaten nefret ediyorum. Ben bir şey yaşamışım iyisiyle kötüsüyle, başlamış bitmiş, bunlar beni ilgilendirir. Ama gazeteyi bir açıyorsunuz ve orada dedikodu haberlerinin bir parçasısın... Konuyla ilgili yazanlardan birisi olarak soruyorum, seni üzenlerden oldum mu o günlerde? Hayır olmadın. Çünkü yazının niyeti çok önemli. Onu da hissediyorsun. Mesela birkaç hafta önce bir gazetede bir yazı çıktı; kardeşimle çıplak dolaşmam güya, yok sabah kalkarım ilk iş şiir çeviririm falan... Bölük pörçük bir yerlerden alıp saldırmak çok kolay kötü niyetli olunca... İnsanı üzüyor ama sonra hatırlatıyorum kendime; bu bir köşe ve bir çöp parçası aynı zamanda. Yani 12 saat sonra yok. Evet, artık internet çağındayız ama gerçekten kendimi eğittiğimi düşünüyorum. Daha dirençliyim. Çok merak ediyorum; oyunculukta, öpüşme ya da yatak sahnelerinde ne hissediyor insan? Ah, kabus gibi! Gerçekten çok zor... Çünkü aşık olmadığın ve hiçbir şey hissetmediğin bir insanın gözünün içine bakıp; gözler hakikaten çok şey gösteriyor ve belli ediyor... Gözünün içinde şimşekler olması lazım. Öpüşürken gerçekten iyi olması, doğal olması ve içten gelmesi lazım, nasıl olacak? Gülüyoruz Nasıl oluyor? Ben genellikle gözlerimi kapatıyorum ve aşık olduğum insanı düşünüyorum. Stanislavski’nin bir tekniği vardır, eminim başka oyuncuların da çok işine yarıyordur; karşındakini başka bir insan gibi düşünmek... Başka bir resim yapıştırıyorsun ve işe yarıyor! Ama çok tercih etmiyorum o tür sahneleri. Neden? O anın zorluğundan değil, profesyoneliz, yapıyoruz... İki sevgilinin hayatı anlatılıyorsa tabii ki öpüşülebilir, tabii ki bunlar sevişebilir çok doğal. Bunların sorgulanması bile çok ilkel. Ama o sahnenin bir de sonrası var, asıl can sıkıcı olan da o. Medyada nasıl büyütüldüğü mü? Evet. Yani filmin tanıtımını yapmaya çalışıyorsan yanlış. Çünkü filme de yaramıyor. İnsanlar birisi öpüşüyor diye bir filme niye gitsinler ki? Hele bu çağda... HAYATIMIZ PEMBE DİZİ Magazinel işler yapmıyorsun, öyle davranmıyorsun ama çok sık magazin haberlerine konu oluyorsun. Neden böyle? Hepimizin hayatı biraz ’pembe dizi’ gibi olmuş gibi geliyor bana. Ama ben hakikaten nefret ediyorum. Tamam, işlerini yapıyorlar saygı duyuyorum ama kameraya gülümseyip, sempatik şeyler söylemek gelmiyor içimden. Sonra bakıyorum habere mesela, yanımda kim olursa olsun ’yeni sevgili adayı’ oluyor. Kardeşimle ilgili bile bir sürü haber yaptılar, insan o kadar zıvanadan çıkıyor ki... Geçen sene bir röportajımda saçma sapan cümleler çıkmıştı, benim ima etmediğim, yanlış algılanan şeyler... ’Evde çıplak gezeriz’ meselesi mi? Evet. Hala bunu duyuyorum ve insan deliriyor. Nereden çıkmıştı o? Kardeşimle çok yakınız, birbirimize karşı çıplak olabiliyoruz tarzında bir şey, o hale geldi. Kaza yani? Evet. Gerçi ben buna alışığım, yıllardır bu işi yapıyorum ve kaç defa bu tür şeyler geldi başıma... Tamam, kaza olur ama bunu bir sene sürdürmek ne? Hadise ile ilgili olarak da ’Popo sallayan kadın görmekten sıkıldım’ demiştin, değil mi? Ona da üzüldüm. Çünkü ben kimseye laf atmayı seven biri değilim özellikle. Reha Muhtar’ın programına katılmıştım ve orada çıktı... ’O kendi poposuna baksın’ diye karşılık verenler oldu, kıskançlıktan söylemişsin gibi? Sanıyorum medyada ’polemik olmazsa yoksun’ gibi bir durum var. Köşe yazarları başkalarına laf atarak köşelerini koruyorlar. Sanat camiası içinde olanlar birbirlerine laf atarak var oluyorlar ve bazen istemeden de olsa böyle şeyler oluyor. Ki programda da söyledim, özellikle Hadise’ye asla saldırmak istemezdim, bence çok profesyonel ve başarılı. Ama biz Eurovision’u neden bu kadar ciddiye alıyoruz ve milli gurur meselesi haline getiriyoruz? Benim dert edindiğim oydu. İkincisi, müzik kanalları... Bakıyorsunuz hepsi aynı. Popo sallama meselesi oradan çıktı zaten. Aynı dans figürleri, aynı kıyafetler, aynı tipler... Ailen nasıl tepki gösteriyor magazinel konularla ön planda olmana? ’Boş ver üzülme’ mi diyorlar, yoksa bir şeyler yapıp düzeltmeni mi istiyorlar? Onlar benden çok daha rahatlar. Çok şanslıyım. Çünkü ben çok kafaya takıyorum ama babam da, annem de ’Boşver, bu yarın çöp olacak’ diye bakıyorlar. Öyle de zaten... Bu kadar çok dert varken, insanların bu kadar çok meselesi varken, benim uyduruk haberimle mi ilgilenecekler? Böyle bakmak, bunu unutmamak lazım. Bazen programda düşüp bayılacak gibi oluyorum Tarih programı nasıl gidiyor? Mutlu musun Murat Bardakçı’yla? O kadar çok didişiyoruz ki... Masaların üzerine tırmandığını gördük... Evet, söylemeyeceğini söylediği bir şeyi birden söylemeye kalkınca delirdim tabii. Önemli bir şey değildi ama tarih öğrencisi olarak karizmamı yerle bir edeceğini düşündüğüm için durdurmaya çalıştım, başarılı da oldum. Ama konunun bu kadar da uzayacağını tahmin etmiyordum. Gülüyor Herhalde senin o halin hoşlarına gidiyor? Hep bu olur, ailemde de olur. Çocukmuşum gibi davranılır, koskoca kadınım ama hangi düğmeye basınca nasıl tepki verebileceğimi bildikleri için sanıyorum, insanlar zevk alıyor beni sinirlendirmekten. Yeterince konuşabiliyor musun programda?Oraya girerken şunun farkındaydım; ben edebiyat doktorası yapıyorum, edebiyat mastırı yaptım. Tarih okudum ama tarihçi değilim. Hiçbir zaman da tarihçi olma iddiam yoktu. Bende programa devam etme güdüsünü kamçılayan şu; tarih bana göre, şu tarihte şu olmuştur değil. Çünkü onu açarsınız kitaptan öğrenirsiniz. Herhangi bir lise öğrencisi de bunu yapabilir, tarihe meraklı herhangi biri de yapabilir. Benim derdim bakış açısı. Seni rahatsız eden bir yapı yok programda... Yok ama izleyenler olsun, arkadaşlarım olsun misyon edinmiş vaziyetteler. Sanki ben ezilenleri temsil ediyormuşum gibi bir durum var gülüyor.Yönetmeni eleştiriyorlar, seni az gösteriyormuş Öyle mi? Evet, hayranların çok şikayetçi... Onu bilmiyorum. Çünkü kendimi seyretmiyorum. Zaten program 4-5 saat sürüyor, ertesi günü pestilim çıkmış vaziyette uyuyorum. Dolayısıyla ne kadar görünüyorum ne kadar görünmüyorum bilmiyorum. Ama belki bu yönetmene güzel bir mesaj gün Cem Mumcu senin hakkında, ’Pelin ister, program biterdi’ demiş. ’Şimdi sabahlara kadar süren bir program yapıyor, nasıl dayanıyor bilmiyorum’ diyor. Doğru mu bunlar? Kaprisli miydin o programda? Gülüyor Kapris değil hakikaten... Program erken başlıyordu ve birkaç saat sonra hala ne konuşacaksın? İnsanlar da sıkılıyor diye düşünüyorum ve evet uykumun da geldiği doğru. Saatlerce canlı yayından sonra saat 0100 olmuş, yeter, herkes evine gitsin... Şimdi tarih programını soracak olursan, dünyada herhalde örneği yoktur 5-6 saat süren canlı yayın. Bazen sabaha karşı düşüp bayılacak gibi oluyorum gerçekten ama zorluyorum. Aslında şaşırıyorum kendime, ne kadar dayanıklıymışım... Forumlar SDN Konu Dışı Konu Dışı Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız. Bu benim hayatım -> Roman Her gün güncel. Konuyu başlatan Başlangıç tarihi 30 Mart 2013 Bu konuyu okuyanlar 1 Katılım 30 Mart 2013 Mesajlar 42 Reaksiyon puanı 0 Puanları 0 Daha önce farklı forumlarda yer aldım fakat beklediğim ilgiyi bulamadım. Birde burayı denemek istiyorum. Kaldığım yeri - ile belirleyeceğim takip etmeniz için. Bu benim hayatım / Olması gereken ne ?​ Annemin aramızdan ayrılmasının tam 3. ayı bu gün. Bana göre her şeyin sorumlusu abim ve babamdı. Çünkü sürekli annem üzerinde baskı yaparlardı sürekli ona emir verir ona kapris yaparlardı. Annem ise hepimizi düşünür her zaman hayata karşı ayakta durmamızı temenni eder ve o denli bizi yetiştirirdi. Malesef şekerine dayanamadı hiperglisemi diyabet sonucu aramızdan sıyrılıp gitti. En çok ablamla ben üzülsem de o gün abimin feryat figan ağlaması beni kötü gösteriyordu, şuna bak dercesine nispet ediliyordum . Fakat olayın iç yüzünü kimse bilemezdi tabi. Bu durum umurumda değildi açıkçası annemi kaybetmenin acısı hiç bitmeyecek bir yangın misali kalbimde gün tanrıya yalvarıyordum Neden Ben ? isyan etmemin pek bir anlamı yoktu yapmam gereken tek şey sabırlı olmaktı. Ve bu süreçte zor günlerimde tek tesellim ablam ve üst kattaki ablamın arkadaşı Meltemdi. Her gün beni ziyarete gelir birlikte toplanıp muhabbet ederdik. Ben her zaman ki gibi Placebo Slowdive açar biraz olsa müzik ile kafa dağıtırdık. Onlarda severdi. Özellikle Placebo nun Without You Im nothing şarkısını üçümüz de severdik ve hayranlıkla dinliyorduk. Bu sefer farklıydı, Without you çalıyordu Bir an durdum ve Meltemin gözlerinin içine bakıp kulaklarına şu şekilde fısıldadım, Bilirsin Meltem Without you Im nothing - Sen siz ben bir hiçim dediğimde gözleri adeta benim için parlıyordu hissediyordum, biraz kafası karışmış gibi görünse de o gözler benim için parlıyordu. Müziklerin ardından, Meltem bana hayallerini anlatırdı bense ona destek olur ve yön gösterirdim. Sonra ben hayallerimi anlatırdım ablam ve Meltem hayranlıkla beni dinlerdi. Yaratıcı kişiliğimi onun karşısında ifşa edemeden kendimi alamıyordum. Belki de tüm yeteneklerimin sebebi Meltemdi . Kim bile bilir ki ? Belki ona aşıktım belkide gerçekten dostumdu. Annemin ölümünden sonra Meltem gibi bir kızın beni teselli etmesi, omzuma bir omuz olması da benim için büyük bir mükafattı... Hayat denen şu engebeli arazide, lisenin son yılında böylesine bir olayı yaşamamın elbette kişiliğimi baştan yaratacak ve hırslı bir insan olmama itecekti, kaçınılmazdı bu her ne yaparsam yapayım işleri rayına sokamıyacağım her halinden belliydi. Son girdiğim üniversite sınavı ise Cedric için sonun sadece bir başlangıcıydı . Sınavda kendimi kaybetmiş olmalıydım. Sadece işaretledim, aklım düşünmek için çok yorulmuş ve bezmiş olsa gerek... Beklenen gün gelmişti. Abim ve babam sınav sonucunu öğrenmiş ve ikisi de oldukça sinirliydi. Abim okuldan gelmişti matematik öğretmeni olduğu için eve erken gelir keyfine bakardı fakat bu gün hiç de öyle olmadı.... Donuk bir suratla odama girdi ve ağır hareketlerle yüzüme bir kağıt çarptı ve, Senden adam olmaz. Şu saatten sonra umrumda değilsin. Diyerek arkasını döndü kendi odasına yöneldi. oldukça sinirliydim herşeyin sebebi kendisi olduğu yetmezmiş gibi birde umrumda değilsin demesi bardağı taşıran son damla idi. Kendimi tutamadım ve , "Savaş bitmedi ben daha ölmedim . Sana kendimi anlatayım " diye çıkştım. Bir süre durdu ve tekrar gözlerini gözlerime dokundurdu , " Anlat! " Biraz daha yanına sokuldum ve sağ dudağına sertçe bir yumruk salladım . Kafasını kaldırdı ve Elindeki çantasını yere bıraktı ve Gözlerini kıstı. Biraz sonra neler olacağını gözlerindeki ateşten hissediyordum. Hayatın daha yeni başladığını anlamıştım. " Anlatıcaklarım bu kadar!" diyerek göz yaşlarım ile kendimi ona bıraktım. Tam o sırada ablam geldi. Çantasını her zamanki rafına bıraktı ve " Neler oluyor burada" diye seslendi. Ablama baktım ve gözlerim ona her şeyi anlatmasını bekledim. Ve beklenen oldu abimden müthiş bir performans. Sol göz altıma attığı yumruğun etkisini yerden kalkınca anladım. " Durma devam et. Bu kadar mı erkeksin ? " diyerek kışkırttım . Ablama dönerek , " Sen bu işe karışma Kübra!" diyerek ablamı odasına gönderdi. Ablamdan bir şey bekleyemezdim onu bu işe alet etmek istemiyordum. Abim beni odama iterek. Kapıyı kitledikten sonra. Üzerimdeki tişortumu çıkartmamı istedi. Neler yapacağını kesdire biliyordum. Korkmuyordum sadece halime üzülüyordum açıkcası. Tişortumu çıkarttım ve hiç yemediğim dayağı yemek üzere kendimi ona bıraktım. Çeneme yediğim yumruktan sonra gözlerimi gözlerine diktim ve " Bu kadarmı ? " diyerek tısladım. Bu daha başlangıç demesiyle bir yumruk daha yemem bir oldu. Sanki tüm hırsını üzerimden çıkarıcaktı. Öylede oldu. Abimin bu kadar güçlü olacağını hiç tahmin edememiştim. Yediğim yumruktan sonra yere kapaklandım. Belinden çıkardığı kemer ile neler yapacağını hiç tahmin etmemiştim. Gözü dönmüştü hayvanın. Dünyam kararmıştı. Sırtıma yediğim her bi acı kamçılar, bir gün bana muhtaç olacağı düşüncesini daha da güçlendiriyordu. Bir kaç inlemeden sonra " Sana bu kadarı kafi "diyerek odadan çıktı bense kalktım ve odamı kitledim bir kelime daha duymak istemiyordum . Yatağıma yüz üstü uzandım gözlerimi kapıya diktim ve bir kaç hıçkırıktan sonra yine annemi düşündüm Birlikte geçirdiğimiz eğlenceli anlar gözümün önünde bir şerit gibi geçiyordu. Tanrıya bir kez daha seslendim Neden ben ? Daha fazla sabırlı olamazdım . Bu evden gitmem gerekiyordu. Bir süre sonra yorgunluktan uyuya kalmıştım. Gözümü açtığımda Sırtımdaki acılar biraz dinmiş gibiydi. Fakat her hareket ettiğim sanki keskin sivri bir bıçak gibi sızlatıyordu. Saate bakmak için Yerden telefonumu aldım Gecenin 2 si idi. Herkes uyumuştu. Meltemin attığı mesajları okudum. Evden gelen seslerden korkmuş olmalı. Beni merak ettiğini konuşmak istediğini belirtmişti mesajda. Şuanda ondan daha iyi hiç bir şey olamazdı. Olur diye mesaj attım. Çok şanslıydım. Cevabın gelmesi çok uzun sürmedi. " Seni merak ediyorum. Gözüme uyku girmedi. Ne zaman konuşalım " " Mümkünse şimdi konuşmak istiyorum. Dışarıdaki yaşlı kadınların konuştuğu çardak uygun olur. Ne dersin ? " diye yanıtladım. Dertliydim. Konuşmam gerekiyordu. Belkide ona açılmam için uygun bir zamandı. Meltem den bir mesaj daha geldi. " 10 dk sonra oradayım " Uzun bir aradan sonra ilk kez içten sıratabilmiştim. Hemen yerdeki tişortumu alıp kafama geçirdim. Biraz da para aldım yanıma. Hızlıca aşağı bölgedeki tekel bayine gittim. İçeriği girdiğimde adam benden yüzümdeki izlerden dolayı biraz korkmuş gibiydi. Fakat burada ikamet ettiğimi biliyordu. Dolabı açıp iki tane kırmızı tuborg alıp parayı verdim. "iyi akşamlar dayı " diyerek çıktım. Biraz soğuk davrandı sanki. Tabi kendince haklı sebepleri vardı. Ağır adımlarda çardağa doğru ilerledim. Kafamda tek bir şey vardı Meltem . Ona hislerimi anlatmalıydım sanırım en doğru zaman bu idi. Çardağa vardığımda loş bir ışıkta Meltem beni bekliyordu. Sabırsız ve telaşlı bir hali vardı. Yaklaştığımda hemen ayağa kalktı ve üzerime atladı. Sımsıkı sarıldı. Bu canımı yakıyor olsa da Onu içimde hissetmek istiyordum. Tedirgin bir sesle " Neler oldu anlat hiç iyi değilsin. " Diye kulaklarıma fısıldadı. Bütün acılarımı unutmuştum sanki, kendinden emin güçlü bir sesle "Önce bi oturalım istersen" diye soludum. Oturduk işte. Yanağıma dokunup gözlerini gözlerime dikti ve " Anlat! her şeyi bilmek istiyorum dedi. ". Gözlerimin irildiğini hissediyordum. " Şey, önemli değil bir kaç tartışma. Şuan burada olman benim için daha önemli " diyerek yanağımdaki elini yavaşça aşağı indirip sımsıkı tuttum. Aslında geleceğim adına büyük fakat şuan için önemsizdi bir gelişme idi. Poşetinden çıkardığım Tuborg u açıp Melteme uzattım " İçer misin ? " diye sordum. Olabilir dedi. Bir yudum aldı ve yere koydu. " Sen benim için çok değerlisin, sana karşı duygularımı anlatmakta zorlanıyorum Lütfen anla beni... " dedi Gözlerimin içi gülüyordu biliyordum o da beni istiyordu. Diğer tuborg un kapağını açtım bir yudum aldım ve " Biliyorum Meltem sende benim için çok değerlisin. " " Sana olan hislerimi açıklamanın vakti geldiğini düşünüyorum. Senden hoşlanıyorum . Seni kendimde hissetmek istiyorum . Eşsiz varlığının benim olmasını istiyorum . Söz ver bana ölene dek benim olacağına, benimle bir ömür her ne olursa olsun yaşamaya söz ver , yaşamın tüm zorluklarına karşı beni seveceğine ve bundan asla pişman olmayacağına söz ver . Meltem. " Bu sözlerin ardına meltemin gözleri dolmuştu. Bana söylemek isteği bir şeyler vardı hissediyordum. Gözlerini sildim , ellerimi yanaklarına dokundurdum gözlerinin içine bakarak ince bir sesle " Söz ver Meltem" dedim. Meltem gözlerini kaçırdı ve tekrar ağlamaya başladı. Yolunda gitmeyen bir şey vardı. Meltem " Amcam "dedi ve tekrar hıçkırıklara boğuldu. Elimi sırtına götürdüm ve Anlat diye seslendim. Kolumu indirdi ve " Amcam bana tecavüz etti " diye haykırdı. başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Cedric in yeniden doğmak üzere bitti andı. Kafamı anlına yasladım ve kısık bir sesle " Seni seviyorum seni asla bırakmıyacağım diye " fısıldadım. Bir süre o şekilde durduk. Aklımda tek bir şey vardı . Tanrı bunun neresindeydi ? Uzun bir süre önce İnançlı birisiydim. Fakat inancımı yitirmeye ramak kalmıştı artık. Meltem bir süre kollarımda ağladıktan sonra gözlerini sildi ve ellerini yanaklarıma dokundurdu ve gözlerime bakarak " Söz veriyorum. Seni her zaman seveceğime, seninle bir ömür yaşamaya , her ne olursa olsun ölüm de olsa hayatta karşılaşacağım tüm zorluklara karşı seni karşılıksız seveceğime söz veriyorum." Bu sözlerin ardına anlından öptüm ve kulaklarına" Seni seviyorum " diye fısıldadım kafamı boynuna yasladım ve ilk defa zaman dursun istedim. Artık o benim her şeyimdi, ona yapılanlara karşı sessiz kalmamalıydım kendi adaletimi uygulamanın zamanı gelmişti. Fakat Bir şeyin farkındaydım Her ne olursa olsun o bunu hiç bir zaman unutamayacaktı. Aklından hiç bir zaman silip atamazdı. Beni yıkan da buydu. Kafamı kaldırdım gözlerini sildim " Çok geç oldu uyuman gerek hadi gidelim " diyerek onu soğuk banttan kaldırdım . Beline sokuldum eve doğru hiç konuşmadan götürüyordum. Aklımda tek bir şey vardı. Ya sonra ? ne olacaktı. Onu bu durumdan nasıl kurtara bilirdim. Yine kafam karıştı fakat mutluydum artık. İstediğimi elde etmenin verdiği bir zafer sevinci vardı içimde. Sanki her şey yolunda gidiyordu. Sanki her şey olması gerektiği gibiydi. Ah kimi kandırıyorum, o pisliği gördüğüm yerde öldürecektim... Ağır adımlardan sonra nihayet kapıya gelmiştik. Kapıya arkasını döndü ve "Seni seviyorum iyi ki varsın." diye fısıldadı. Tekrar kapıya döndü ve cebindeki anahtarı çıkarttı kapıyı açarken. Arkasına sokuldum ve " Artık her şeyimsin. Kurtuluşun yok. " diye soludum kulaklarına. Uzun bir sürenin ardından ilk defa yüzü gülüyordu. Benim de öyle. " Görüşürüz Cedric" diyerek içeri girdi ve ağır hareketlerle kapıyı kapattı. Yüzümde oluşan bu mutluluk paha biçilemezdi , ender olsa bulunamazdı. Yavşakça sırıtarak yatağıma girdim. Yarın yapmam gereken işler vardı. Kafamı yastığa koyduğumda tekrar annemi düşledim. Bu beni çıldırtıyordu. Onun yokluğu beni hiç bir zaman avutamaz olması beni delirte bilirdi. Her zaman ki gibi Tanrıdan sabır diledim ve uykuya daldım .... Güne, ablamın "Cedric işe geç kalıcaksın uyan hadi" sözleriyle gözümü açtım. Telefonumu aldım ve saate baktım. 1 Saate yakın vaktim vardı. Sıkıcı bir güne daha merhaba diyerekten Kalktım ve dolabımdan siyah keten pantolonumu giydim ve siyah baskılı sweatshirt ımı kafama geçirdim. İçeri yöneldim. Ablam mutfakta bana bir şeyler hazırlıyordu. Yanına yaklaştım günaydın diyerek yanağına bir öpücük kondurdum. Elini yanağıma kondurdu ve" Günaydın canım elini yüzünü yıka hemen çayın soğuyor." demesiyle kapının ardından abimin belirmesi bir oldu. Abime doğru kafamı çevirdim, Gözlerindeki kıskançlığı hissedebiliyordum. Bu benim için küçük bir zafer sayılırdı. Çayını içmek için masaya oturdu. 2 şeker attı ve karıştırmaya başladı. Ortam oldukça sessizdi. Kendimi kandıramazdım ondan korkuyordum. Bir bardak su içtikten sonra. " Günaydın hoca " diyerek lavaboya yöneldim. Sıcak suyu açtım ve uzun süre aynaya baktım. Yüzümdeki izler kendini kaybetmeye başlamıştı. Yüzüme bir su çarptım ve saçlarımı taradım. Fazla kurcalamadan ellerimi sildikten sonra ışıkları kapatıp çıktım . Aklımda hala Meltem vardı. Ablama bunu söylemeliydim. Eminim oda sevinecekti. Masaya geçtim ve çayıma 1 şeker atıp karıştırdım. Abimse benden huzursuz oluyordu farkındaydım. Yüzümde sinsice bir gülümseme vardı. Sanki ben kazandım o kaybetti. Sanki dayağı ben attım ve suçundan dolayı o ağır bir yenilgi almıştı. Ah kimi kandırıyorum duygularım yine kafamı karıştırıyordu. Çayını içtikten sonra odasına gitti. Ablama bu müjdeli haberi vermem için tam fırsatıydı. " Abla , biz meltemle sözlendik ." sözlerimin ardına ablam öylece donup kalmıştı, elindeki çatalı bıraktı ve sinirli ve agrasif bir şekilde gözlerime baktı ve. " Neden bana böyle bir aptallık yapacağını söylemedin " diye liseli bir ergen gibi atarlandı. " "Haber verecek bir anım olmadı her şey ani oldu. Hem neden böyle düşünüyorsun. Meltem çok güzel ve dürüst bir insan. " diyerek onu yumuşatmaya çalıştım. " Derse geç kalıyorum seninle sonra konuşacağız " dedi öfkeli bir şekilde abimle birlikte çıktı. Sanırım oda onun durumunu biliyordu. Ne fark eder ikimizde birbirmizi delicesine seviyorduk ablam dahi buna engel olmazdı. Çayımdan son yudumu altıktan sonra odama yöneldim. Bileklik, saat , kulaklık, cüzdan ve anahtarlarımı aldım ve kapıdan çıktım. Aklımda Meltem kulaklarımda Placebo vardı. Otobüs durağına gelmiştim. Uzun bir süre bekledim sanırım bir öncekini kaçırmıştım. Nihayet otobüse bindim. Şoförün yüz ifadesinden bıkmış ve bir an önce bitirmeyi düşünen bir hali vardı. Otobüste çok fazla kişi yoktu. Her zaman ki yerim boştu. Arka sıralarda sağ taraf cam kenarına oturdum. Kafamı müziğe verdim. Bazen kulağımı verip dinliyordum bazense müziğe eşlik ediyordum. Bir müddet sonra yanıma bir kız oturdu. Üniformasından liseli olduğu belliydi. Tipik kezbandı işte. Ona asılacağımı düşünmüş olmalı ki kendi başına triplenip duruyordu. Biri ona açıklasın umurumda bile değil. Kendimi tekrar müziğe verdim. Every me every you çalıyordu. Dayanamadım dudaklarımla eşlik etmeye başladım . Bir süre sonra kezban bana bir şeyler demeye çalıştı. Kulaklığımı çıkardım ve kafamı hafif sağa eğip ne diyorsun dercesine bir mimik hareketi yaptım. “ Ne dinliyorsun Seni bu kadar bağlayan ne ? “ Diye sordu. Ahah ipleri elime almıştım. Onu orada tavlaya bilirdim. Fakat bu kezbanla uğraşacak vaktim yoktu hem Meltem vardı artık. “ Seni ilgilendirmez. Lütfen önüne dönermisin ? “ diye onu dışladım. Bu sefer zor biri olduğumu anlamış olmalıydı. “ Şey, her şey farklı olabilirdi “ diyerek zarf atıyordu. “ Umrumda değilsin” dedim. Tam bir şeyler söylemek üzereyken “ kapa çeneni “ diyerek bir kez daha dışladım. Duygulanmış olsa gerek gözleri doldu , kalktı ve kapıya doğru yöneldi ve düğmeye bastı. Belki kezban değildi beklide çok iyi birisiydi. Fakat Meltem hala aklımdaydı. Ona bunu yapamazdım . Kendimi suçlu gibi görecektim .Otobüs durduğunda, gözlerini sildi ve bana son kez baktı. Pişman olmamı bekliyordu sanki . Gözlerimi kısarak cevap verdim ve otobüsten indi. Kendimi tekrar müziğe verdim . Geleceğim yere varmıştım otobüsten indim ve giriş kapısına doğru ilerledim. Güvenlikten geçtim ve asansöre bindim . 13. Kata çıktım. Ve ofise doğru ilerledim. Ofise vardığım da kapısı açıktı. Kulaklığımı çıkardım ve içeri girdim. Ahmet abi, “ Günaydın Cedric hiç neşeli gözükmüyorsun “ “ Günaydın abi” dedikten sonra bir bardak su içtim ve “ Neşe bundan sonra benim için sadece bir kız ismi abi “ diyerek yanıtladım ve masama oturdum. Bilgisayarımı açarken Amet abi “ Bana her şeyi anlatabilirsin Cedric “ diye ekledi. “ “Anlatılacak bir şey yok birkaç tartışma işte. “ diyerek yanıtladım. Bilgisayar açıldığında ilk işim facebook ve maillerime bakmaktı. Onur abinin gönderdiği mailde birkaç kargonun yanlış gönderildiği yazıyordu. Onlarla ilgilenecektim. Facebook a giriş yaptım. Placebonun konseri olucakmış. Ahah böylesine bir şansı nerden bulabilirdim. Ne olursa olsun ona katılmalıydım. Fakat kiminle ?. Forumdan beni placebo yla tanıştıran arkadaşa mesaj gönderdim . Birlikte gitmemizi önerdim. Cevap gelmedi. Sanırım işi vardı. Her neyse oraya tek başıma da olsa gidecektim. Ağustosda olucaktı . O zamana kadar para biriktirmem gerekirdi. Maddi durumum onun konserine yetmezdi. Abimden babamdan isteyemezdim . Bu sorunu tek başıma halletmem gerekiyordu. Biraz forumda takıldıktan sonra işlerime döndüm. Bir kaç müşteri ile kargolarını iade etmeleri ve doğrusunu göndermemizi talep ettim. Onlarda beni kırmadı gerçekten anlayışlı müşterilerin olmasına kaç saatimi güncellemeler ile geçirdim. Mesai saatinin bitiminden sonra eve gitmek için sabırsızlanıyordum . İşten çıkarken kulaklığımı taktım. Ve kapıyı kilitledim. Her zaman ki gibi metrobüse doğru yöneldim. Kafamda yine Meltem vardı. Mesaj atmak istedim. Telefonumu çıkardım ve " Bütün gün seni düşündüm. Bu akşam bantta buluşalım mı ? Ne dersin " diye mesaj attım. Metrobüsü beklerken insanların yüzünden günün yorucu geçtiği ve stresli olduğu anlaşılıyordu. Nihayet binmiştim metrobüse. Ah tanrım birileri bunlara insan olduğunu hatırlatmalı. İçerisi tıklım tıklım . Nefes almak için zorlanıyordum açıkçası. İnsanların bu denli hayvan yerine koyulması beni üzüyordu. Kendimi kandıramam hayvan muammelesi görüyordum . Yorucu bir yolculuğun ardına. Biraz olsun kendimi iyi hissettirecek bir mesaj. Meltem beni özlediğini bu akşam için sabırsızlanmam gerektiğini söylüyordu. Ve yüzümde yine o şeytani sırıtma. Mutluydum. Fakat mutluluk bile acı veriyor, çünkü sonu var biliyorum. Eve geldiğimde ablam odasına çağırdı. Başıma gelecekleri az çok kestire biliyordum . İçeri girdiğimde oldukça sinirliydi. " Nasıl böyle bir şey yapabilirsin ? .Cedric Sana inanamıyorum !. O kızın hakkında bilmediğin şeyler var. Hemen ondan ayrılacaksın. Bir daha da bizim evimize gelmeyecek anlaşıldımı. " bu sözleri sarf ederken gözlerinden ateş çıkıyordu sanki. " Abla şu liseli kezban tavırlarından vaz geç, üniversiteye gidiyorsun . Her şeyin farkındayım. Ne demek istediğini biliyorum. Ve bu durum umrumda bile değil. Onu seviyorum hem de çok ." diyerek yanıtladım. Ablam biraz durgunlaştı. Sinirli tavrını saklamayı iyi beceriyordu. Beni üzmemek için. Fazla ileri gitmedi. " Cedric inan bana bir gün çok pişman olacaksın. O zamana kadar umarım her şey yoluna girer. Her zaman yanındayım bunu asla unutma" Ah duymam gerekende buydu. Ablamı seviyorum. Her ne yaparsam yapayım her zaman yanımda. Ondan vaz geçemem herşeyim di o. Biraz daha zorlasa Meltem den bile vaz geçebilirdim. "Teşekkür ederim abla Seni seviyorum " diyerek odasından ayrıldım ve lavaboya yöneldim. Sıcak suyu açtım ve her zaman ki gibi aynada kendime baktım. Bu yıl benim için dönüm noktası idi. Gözlerimden bitkinliğim anlaşılıyordu. Fakat her şey daha yeni başlıyordu. Yüzüme bir su çarptım saçlarımı düzelttim ve ellerimi silerek üzerime rahat bir şeyler giymek üzere lavabo dan ayrıldım. Telefonumu aldım ve her zaman ki banta geçtim. Melteme seni bekliyorum diye mesaj attım. Hediye vericekti sanırım başka niçin sabırsızlanmalıyım ki ? Bir süre sonra meltem geldi. Boynuna sarıldım bir öpücük kondurdum ve " Gel otur Meltem Seni özledim" diyerek banta oturduk. " Bende seni özledim Cedric. Bütün gün seni hayal ettim. Yokluğun gün içerisinde beni bir çok kez dürttü. Seni delicesine istiyorum . bu sözlerin ardından biraz şaşırmıştım. Çok hızlı gidiyorduk . Daha dün bir bu gün iki . " Bir süprizin mi var. Sabırsızlanmam gerektiğini söylüyordun ? ." Şeytani bir sırıtma ile, " Evet var gözlerini kapat. ve Arkana bir emirdir." diye soludu. Dediklerini yaptım . Eli elime değdi ve dudaklarımdaki ıslaklığı hissettim. Bir süre kendimi ona bıraktım. Meltemin dili dişlerimin arasında sanki bir lolipop gibiydi. Biraz da vişne tadı vardı dudaklarında. Sarısı saçları ve vişne dudak. Her şey mükemmeldi. Daha fazla kendime hakim olamazdım. İleri doğru çıktım ve elimi kalçasına götürdüm. Sağ elimde elini sıkıyordum. Onu istediğimi anlatmanın yolu buydu. " Seni seviyorum " diyerek kulaklarına fısıldadım ve burnum ile boynuna doğru üfledim. Tahrik oluyordu farkındayım. Bir süre içeri iyice girdim. Oda bunu istiyordu . Elimi bıraktı ve ayrıldı. " Özür dilerim " diyerek soludu. Anlayışlı olmam gerekirdi. Bu kadarı bile fazlaydı . O anın aklına geldiğinden emindim. Nasıl unutabilirdi ki ? Kafamı anlına yasladım ve " anlıyorum " dedim. " Hava biraz soğudu eve çıkalım " " Olur, Fakat sana olan özlemim geçti sayılmaz " diye sırıtarak yanıtladım. " belki daha sonra " dedi. " istediğin zaman diye yanıtladım. " Belini kavradım oda elini belime doğru salladı ve yürümeye başladık. " Hafta sonu bir şeyler yapalım mı? " diye sordum. " Olabilir aslında uzun zamandır dışarı çıkmıyordum " diye yanıtladı. " Kelebeğin rüyasına ne dersin ? " " Güzel olur bende izlemek istiyorum " diye yanıtladı."peki Pazar günü olur mu ? " Oluur " diye soludu. Sessizlik içinde yola devam ettik. Mutluyduk . Her şey iyiye gidiyordu. Hala korkuyordum. Sanki bir şey beni hep uyarıyordu. Pişman olacaksın diyordu. Yada ben kafamda kurguluyordum hepsini. Yine duygularım aklımın önüne geçmişti. Merdivenleri çıktık. Kapıyı açtı ve " Görüşürüz Cedric " dedi. " Görüşürüz canım uyuman gerek "diyerek oradan ayrıldım. Evime geldim. kapıyı ablam açtı. "Mutlu musun?" diye sordu. Bizi görmüş olmalıydı, Haşin bir sırıtma ile "Çok mu belli oluyor" diye yanıtladım. " hıı evet " diye tısladı. Odama geçtim ve bilgisayarımı açtım. - Bir kaç forum sitelerinde dolandıktan sonra .Saatler gece 1 i gösteriyordu. Gözlerimde yorulmuştu hayli . Uyku vakti gelmişti anlaşılan , Kendimi yatağa bıraktım ve Meltemi hayal ettim. Daha ikinci günden öpüşmemiz bana yanlış geliyordu. Neden böyle bir şey yapmış olabilir ki ? Daha fazla derine inmesem iyi olur, oldukça mutluydum bu anı bozmak istemiyorum. Sabaha karşı gözlerimi açtığımda saat du . Telefonumu elime aldım mesaj gelmemişti. Herkes uyuyordu bozmak istemedim. Klasik sabah şişmeleri. Tuvalete girdim ve işimi hallettikten sonra. Lavabo ya yöneldim . Her zaman ki gibi sıcak suyu açtım ve aynada kendime baktım. Muhteşem bir gecenin ardından buruk bir güne merhaba dedim. Olgunluktan olsa gerek sivilcem azmıştı. Güzelce temizledikten sonra yüzüme bir su çarptım ve oradan ayrıldım. Üstümü değiştiriyordum . O sırada ablam uyanmıştı. Standart bir sabah işte Lavoboya girdi. Bende üstümü değiştirmiştim. Cüzdanımı anahtarlarımı siyah bilekliğimi ve saatimi aldıktan sonra içeri yöneldim . Ablamla karşılaştık . Boş boş bana bakıyordu. Uyanamamış olsa gerek. Yada bir şeyler düşünüyordu. Saçlarını düzelttim bir öpücük kondurdum ve günaydın diyerek bir makas aldım. Hoşuna gitmişti. Hafif bir gülümseme ile "Günaydın Cedric erkencisin diye yanıtladı. Sıcak bir gülümseme ile "her şey olması gerektiği gibi, mutluyum bu aralar." diye yanıtladım. Üstünü değiştirmek için odasına yöneldi. Bense mutfağa girdim, bir bardak su koydum ve bir antidepresan aldım ve su ile birlikte içtim. Bağımlılık yapmaması için iki üç günde bir alıyordum. Tam o sırada abim geldi ve bir 50 lira uzattı "lazım olur al şunu " dedi tekrar odasına döndü. Bu adamı anlamıyorum ne zaman cüzdanım boşluğunu belli etse bu adam hemen yetişiyordu. Abimi pek sevmiyorum ama gerçekten abilik yapıyordu. Yada ben kıymetini bilmiyordum. Tereddüt etmeden aldım. kuru bir teşekkür ile gitti. Dolaptan bir kaç bir şeyler atıştırdım ve. Kulağımda müzik ile evden ayrıldım... Otobüs bu sefer biraz doluydu bir cam kenarına geçtim ve üst camı bir karış kadar araladım. Otobüs giderek doluyordu. Beyazıt otobüsü hiç çekilmiyor. Bir süre sonra genç bir kadın geldi yanıma. Camı işaret etti. Biraz daha araladım. Onun dışında pek bir olay yaşanmadı klasik şoför yolcu muhabbetleri. son durağa gelmiştik. Bir kaç kitap alıp tekrar ofisime dönecektim... 2 3 Katılım 19 Mart 2009 Mesajlar 11,875 Reaksiyon puanı 656 Puanları 113 4 Benzer konular Forumlar SDN Konu Dışı Konu Dışı Kimi zaman hayatın kocaman bir atari oyunundan ibaret olduğunun düşüncesine kapılıyorum. Sanki ben elimde bir kumanda ile her şeye yön verip asıl beni unutuyor gibi oluyorum. Oysa her şey bu kadar basit ve kolay olsaydı, hayatımı istediğim gibi şekillendirip yön verebilirdim. Ama istemediğim kabul görmediğim her şey herkes halen var. Öyleyse bu nasıl bir oyun? Oyuncular olaylar değişmedikten sonra ne anlamı kalır ki oyunun. Artık hayatımın kumandasını elime almak için bir adım atmalıydım ve o kumandayı ne pahasına olursa olsun almalıydım. Yıllar önce ilk boşandığı günlerde toplumun bakışı ve baskılayıcı tavırları çok canını acıtıyordu. Hatta uzun bir sessizlik ve içe dönük bir dünyası olmuştu. Herkesten her şeyden uzak yalnızca kendisi ve çocuğu için bir dünya kurmuştu. Tabu ve ön yargıları ile insan hayatına değer veremeyen bir kitle vardı önünde. Boşanmak kişisel bir suç ya da büyük bir günahmış gibi gözü kapalı yargılayanların o tatsız tuzsuz söylemleri iyice yormuştu onu. Bir sabah uyandığında uzun uzun aynaya baktı ve Bu hayat benim öyleyse başkalarının söylemleri beni ilgilendirmemeli Allah katında evlenmek nasıl hak ise boşanmakta haktır’ diye kendini telkin eden bu cümle ile hayata yeniden merhaba dedi. Hepinize tanıdık gelen bu birkaç cümle benim çok yakın tanıdığım kararlarına sadık bir kadının onurlu hayat mücadelesinden küçük bir kesitti. Ve o kadın; her şeye herkese rağmen bildiği inandığı yoldan asla vazgeçmedi. Hayatının kontrolünü eline almayı başardı. Artık kumanda onun ellerindeydi. Tabi bu hiçte kolay olmadı. Bazen güldü, bazen ağladı, bazen yok saydı, bazen yok sayıldı. Ama tüm engellere rağmen inandığı yoldan doğrularından vazgeçmedi. Çünkü karanlığı görmeden aydınlığa çıkılmayacağını biliyordu. Tabularla ön yargılarla baş etmeyi öğrendiği günden beridir, dört mevsim hep baharı yaşadı. Korkularına esir olmaktansa doğru bildiği yolda kararlarına sadık kaldı. Hayatından toplumun ön yargı ve baskıları ile bu iki faktöre neden olan insanları çıkardı. Yok saymayı bildi. Beynine format attı. Çünkü bu hayat onun hayatıydı ve onlar sadece gördüğü kadardı. Beyazın kaderi kirlenmek siyahın kaderi suçlanmak mantığıyla hareket etmek yerine her rengin her olayın güzel yanlarını görmeyi seçti. Dikenlere rağmen gülleri sevmekten vazgeçmedi. Hani bir film vardı. Mutlaka çoğunuz izlemişsinizdir İncir Reçeli.’ Tıpkı incir reçelinde söylendiği gibi asıl beş para etmez sizin değersiz ön yargılarınız. Peki ya namus; sadece kadına mı özgüdür? Oysa ortalıkta bu kadar namustan mahrum insanlar varken. Boşandı diye bir kadına kötü gözle bakan insanlar size tek bir sözüm var sizin kız kardeşinizde bir kadın ve hayatın kime ne göstereceği belli olmaz. İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır hesabı olsun. İğnenin canını yakan tarafı senin ön yargıların. Ve senin bu ön yargıların diğer tarafta bir insanın canını çuvaldızın acısı gibi yakabilir. Türkiye de kadın olmak hele de boşanmış bir kadın olmak gerçekten çok zor. Çünkü ön yargı ve tabulara kafasını gömen bir kitle var karşımızda. Maalesef insanlarımız özellikle boşanmış bir kadına değersizlik, korku vb. gibi negatif düşünceleri empoze etmek için adeta yarışıyorlar bir birleri ile. Çirkin hayat yoktur. O hayatı çirkinleştiren insanlar vardır. Ve hayat bütünlüğü de insanlardan ibarettir. Sözüm meclisten dışarı deyimini tam kullanma zamanım diye düşünüyorum. Benim sözlerim ön yargı ve tabularla şekeri zehir edenlere, saygı ve sevgiyi unutup kötülüğü beynine kazımışlaradır. Artık bu tabu ve ön yargıları bir kenara bırakma vakti gelmedi mi sizce de? Kim ne derse desin doğru bildiğiniz yoldan kararlarınızdan asla vazgeçmeyiniz. Bazen hayatın şifrelerini, insanları çözmek gerçekten çok zor olsa da; bu hayat sizin ve onlar gördüğünüz kadarlar sadece. Hayatınızı sizden başka kimse değiştiremez yönlendiremez. Başkalarının düşünceleri onlar başkaları olduğu sürece sizi ilgilendirmesin. Dinleyin kulak verin ama size hayatınıza karışma cesaretini vermeyin. Kötü mü konuştular, olur olmaz haksızlıklarımı uğrattılar sizi; sadece gülün ve geçin. Unutmayın bu hayat sizin iyisi ile kötüsü ile her şeyiyle sizin. Yaşadığınız her şeyi tecrübeden sayın verdikleri hayat dersleri için onlara teşekkür edin ve yolunuzda ilerleyin. Sevgili Peygamberimiz Veda Hutbesinde;’Kadınlar size Allah’ın bir emanetidir.’ buyurmuştur. Dolayısı ile bu emanete saygılı davranmak herkesin boynunun borcudur. Haftaya görüşmek üzere sevgi ve saygı ile kalınız… Reddit Türkiye'nin en büyük Seküler yaÅŸam ve teoloji baÅŸta olmak üzere, din, bilim, mitoloji, felsefe, edebiyat, psikoloji, gündem ve tarih konularının tartışabileceÄŸi r/AteistTurk'e hoÅŸgeldiniz.

çünkü bu benim ilk hayatım