iJ2qYc. Yûsuf Suresi, 1. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 2. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 3. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 4. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 5. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 6. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 7. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 8. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 9. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 10. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 11. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 12. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 13. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 14. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 15. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 16. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 17. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 18. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 19. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 20. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 21. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 22. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 23. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 24. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 25. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 26. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 27. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 28. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 29. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 30. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 31. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 32. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 33. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 34. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 35. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 36. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 37. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 38. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 39. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 40. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 41. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 42. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 43. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 44. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 45. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 46. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 47. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 48. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 49. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 50. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 51. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 52. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 53. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 54. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 55. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 56. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 57. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 58. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 59. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 60. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 61. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 62. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 63. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 64. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 65. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 66. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 67. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 68. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 69. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 70. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 71. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 72. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 73. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 74. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 75. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 76. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 77. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 78. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 79. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 80. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 81. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 82. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 83. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 84. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 85. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 86. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 87. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 88. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 89. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 90. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 91. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 92. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 93. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 94. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 95. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 96. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 97. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 98. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 99. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 100. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 101. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 102. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 103. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 104. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 105. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 106. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 107. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 108. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 109. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 110. Ayet Meali Yûsuf Suresi, 111. Ayet Meali Yusuf suresi 87 ayet ne için okunur?Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki, "Her kim Yusuf Suresi'ni okursa; evlatlarına, ehline ve hizmetlilerine öğretirse Allah, o kişinin ruhunu teslim etme anını kolaylaştırır. … O kişi hiçbir kimseye karşı haset etmez" Surre Allah'ın adını zikretmek ve dini inancı peşiktirmek için suresi ne anlama gelir?Yusuf suresinde, Yusuf Peygamberin hayatta karşılaştığı sıkıntılar ve bunlara sabrederek nasıl başarıya ulaştığı anlatılmakta ve inananlar için faydalı öğütler, önemli mesajlar süresi Kuran ı Kerimde kaçıncı sayfada?Yusuf suresi Kuran-ı Kerim içerisinde, 234. sayfada yer alıyor. 234. sayfadan başlayarak, 247. sayfaya kadar devam ediyor. Kişiler sayfa aralıklarını bularak, Yusuf suresini Kuran-ı Kerim içerisinde bulabilir. İçerisinde 111 ayet bulunan Yusuf suresi, herkes tarafından merak edilen ve önemli olan bir Suresi kaçıncı sûre?Yusuf Suresi Arapça سورة يوسف, Kur'an'ın 12. suresidir. Sure 111 ayetten suresi kac kere Okunmali?lillahivelâ ilâhe illlahüvallahüekber” dedikten sonra 100 kere de istiğfar eder ve uykuya yatar, sabah olduğunda hiç kimseyle kötülük yapmayacağına söz verir ve daha önce yazmış olduğu âyet-i kerimeyi iş yerinin ön kapısına asar. Umulur ki işleri suresi 21 ayet ne için okunur?Bereket, Rızık ve Olmasını İstediğiniz HACET ve Ciddi ZAFER için çok etkilidir…Hz Yusuf’un kıssası hangi surede geçiyor?Yûsuf sûresi Mekke'de inmiştir. 111 âyettir. İsmini, içinde kıssası tafsilatlı bir şekilde anlatılan Yûsuf alır. Mushaf tertibine göre 12, iniş sırasına göre 53. sûredir. 12-Yûsuf Suresi Okunuşu Türkçe ve Anlamı12-Yûsuf Suresi Okunuşu Türkçe ve AnlamıYûsuf SuresiMekke’de İnmiştirأَعُوذُ بِاللهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْطاَنِ الرَّجِيمِ مِنْ هَمْزِهِ وَنَفْخِهِ وَنَفْثِهِبِسْمِ اللهِ الرَّحمن الرَّحِيمYÛSUF-1 Meâlleri Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbil mubînmubîni. Elif, Lâm, Râ. Bunlar, beyan edilmiş açıklanmış Kitab’ın أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٢﴾YÛSUF-2 Meâlleri İnnâ enzelnâhu kur’ânen arabiyyen leallekum ta’kılûnta’kılûne. Muhakkak ki Biz, O’nu Arapça Kur’ân olarak indirdik. Böylece siz akıl نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَذَا الْقُرْآنَ وَإِن كُنتَ مِن قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ ﴿٣﴾YÛSUF-3 Meâlleri Nahnu nakussu aleyke ahsenel kasası bimâ evhaynâ ileyke hâzâl kur’âne ve in kunte min kablihî le minel gâfilîngâfilîne. Sana vahyettiğimiz bu Kur’ân ile en güzel kıssaları sana anlatıyoruz. Ve oysa sen, ondan önce elbette gâfillerdendin. إِذْ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يَا أَبتِ إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ ﴿٤﴾YÛSUF-4 Meâlleri İz kâle yûsufu li ebîhi yâ ebeti innî raeytu ehade aşera kevkeben veş şemse vel kamere raeytuhum lî sâcidînsâcidîne. Yusuf babasına şöyle demişti “Babacığım, gerçekten ben on bir yıldız, güneş ve ay gördüm. Onları bana secde eder vaziyette, durumda gördüm.” قَالَ يَا بُنَيَّ لاَ تَقْصُصْ رُؤْيَاكَ عَلَى إِخْوَتِكَ فَيَكِيدُواْ لَكَ كَيْدًا إِنَّ الشَّيْطَانَ لِلإِنسَانِ عَدُوٌّ مُّبِينٌ ﴿٥﴾YÛSUF-5 Meâlleri Kâle yâ buneyye lâ taksus ru’yâke alâ ihvetike fe yekîdû leke keydâkeyden, inneş şeytâne lil insâni aduvvun mubînmubînun. Babası şöyle dedi “Ey oğulcuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma! O zaman anlattığın taktirde sana tuzak kurarlar. Muhakkak ki; şeytan, insana apaçık düşmandır.” وَكَذَلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلَى آلِ يَعْقُوبَ كَمَا أَتَمَّهَا عَلَى أَبَوَيْكَ مِن قَبْلُ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ ﴿٦﴾YÛSUF-6 Meâlleri Ve kezâlike yectebîke rabbuke ve yuallimuke min te’vîlil ehâdîsi, ve yutimmu ni’metehu aleyke ve alâ âli ya’kûbe kemâ etemmehâ alâ ebeveyke min kablu ibrâhîme ve ishâkishâke, inne rabbeke alîmun hakîmhakîmun. Ve işte böylece, Rabbin seni seçecek ve sözlerin olayların tevîlini yorumunu sana öğretecek. Sana ve Yakûb ailesine de, tıpkı daha önce ataların İbrâhîm ve İshak ni’metini tamamladığı gibi, ni’metini tamamlayacak. Muhakkak ki senin Rabbin, Alîmdir en iyi bilendir, Hakîmdir hüküm veren hikmet sahibidir.لَّقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِ آيَاتٌ لِّلسَّائِلِينَ ﴿٧﴾YÛSUF-7 Meâlleri Lekad kâne fî yûsufe ve ihvetihî âyâtun lis sâilînsâilîne. Andolsun ki; Yusuf ve kardeşlerinde, soranlar için âyetler dersler قَالُواْ لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَى أَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ ﴿٨﴾YÛSUF-8 Meâlleri İz kâlû le yûsufu ve ahûhu ehabbu ilâ ebînâ minnâ ve nahnu usbetun, inne ebânâ le fî dalâlin mubînmubînin. “Yusuf ve kardeşi, babamıza gerçekten bizden daha sevgili.” demişlerdi. “Ve biz bir grubuz. Muhakkak ki; babamız, gerçekten açık bir yanılgı içinde.”اقْتُلُواْ يُوسُفَ أَوِ اطْرَحُوهُ أَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ وَتَكُونُواْ مِن بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ ﴿٩﴾YÛSUF-9 Meâlleri Uktulû yûsufe evitrahûhu ardan yahlu lekum vechu ebîkum ve tekûnû min ba’dihî kavmen sâlihînsâlihîne. Yusuf’u öldürün veya onu bir yere atın. Babanızın yüzü, size dost olsun babanızın sevgisi size kalsın. Ve ondan sonra salihler topluluğu olun. قَالَ قَآئِلٌ مَّنْهُمْ لاَ تَقْتُلُواْ يُوسُفَ وَأَلْقُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ إِن كُنتُمْ فَاعِلِينَ ﴿١٠﴾YÛSUF-10 Meâlleri Kâle kâilun minhum lâ taktulû yûsufe ve elkûhu fî gayâbetil cubbi yeltekıthu ba’dus seyyârati in kuntum fâilînfâilîne. İçlerinden bir sözcü şöyle dedi “Yusuf’u öldürmeyin. Bir şey yapacaksanız onu, kuyunun dibine atın. Bir yolcu kafilesi, onu bulur.” قَالُواْ يَا أَبَانَا مَا لَكَ لاَ تَأْمَنَّا عَلَى يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ ﴿١١﴾YÛSUF-11 Meâlleri Kâlû yâ ebânâ mâ leke lâ te’mennâ alâ yûsufe ve innâ lehu le nâsıhûnle nâsıhûne. “Ey babamız! Sana ne oldu? Yusuf konusunda bize emniyet etmiyorsun güvenmiyorsun. Ve muhakkak ki; biz, onun iyiliğini isteyenleriz.” مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ﴿١٢﴾YÛSUF-12 Meâlleri Ersilhu meanâ gaden yerta’ ve yel’ab ve innâ lehu le hâfizûnle hâfizûne. Yarın onu bizimle gönder. Bol bol yesin ve oynasın. Ve muhakkak ki; biz, onu gerçekten muhafaza edenleriz koruyanlarız.قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَن تَذْهَبُواْ بِهِ وَأَخَافُ أَن يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ﴿١٣﴾YÛSUF-13 Meâlleri Kâle innî le yahzununî en tezhebû bihî ve ehâfu en ye’kulehuz zi’bu ve entum anhu gâfilûngâfilûne. Babası şöyle dedi “Onunla gitmeniz muhakkak ki; gerçekten beni mahzun eder. Ve ben, siz ondan gâfilken, onu bir kurdun yemesinden korkarım.”قَالُواْ لَئِنْ أَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّا إِذًا لَّخَاسِرُونَ ﴿١٤﴾YÛSUF-14 Meâlleri Kâlû le in ekelehuz zi’bu ve nahnu usbetun innâ izen le hâsirûnle hâsirûne. “Ve biz gerçekten kuvvetli bir topluluk iken, eğer onu bir kurt yerse, o zaman biz mutlaka hüsrana düşen kimseler oluruz.” ذَهَبُواْ بِهِ وَأَجْمَعُواْ أَن يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمْرِهِمْ هَذَا وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ ﴿١٥﴾YÛSUF-15 Meâlleri Fe lemmâ zehebû bihî ve ecmeû en yec’alûhu fî gayâbetil cubbcubbi, ve evhaynâ ileyhi le tunebbiennehum bi emrihim hâzâ ve hum lâ yeş’urûnyeş’urûne. Böylece hep beraber, onu kuyunun dibine atmak için götürdükleri zaman Biz, ona Yusuf’a “Onlar, farkında değillerken onlara bu yaptıklarını anlatacağını…” أَبَاهُمْ عِشَاء يَبْكُونَ ﴿١٦﴾YÛSUF-16 Meâlleri Ve câû ebâhum işâen yebkûnyebkûne. Ve babalarına yatsı vakti ağlayarak geldiler. قَالُواْ يَا أَبَانَا إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِندَ مَتَاعِنَا فَأَكَلَهُ الذِّئْبُ وَمَا أَنتَ بِمُؤْمِنٍ لِّنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِينَ ﴿١٧﴾YÛSUF-17 Meâlleri Kâlû yâ ebânâ innâ zehebnâ nestebiku ve tereknâ yûsufe inde metâınâ fe ekelehuz zi’bu, ve mâ ente bi mu’minin lenâ ve lev kunnâ sâdikînsâdikîne. “Ey babamız! Biz, yarış yapmak için gittik ve Yusuf’u eşyamızın yanına bıraktık. O zaman o esnada onu kurt yedi. Biz doğru söylesek bile, sen bize inanacak değilsin.” عَلَى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ ﴿١٨﴾YÛSUF-18 Meâlleri Ve câû alâ kamîsıhî bi demin kezibkezibin, kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâemren, fe sabrun cemîlcemîlun, vallâhul musteânu alâ mâ tasıfûntasıfûne. Ve üzerinde yalancı kan bulunan gömleğini getirdiler. Babası şöyle dedi “Hayır. Sizi, nefsiniz bir işe sevketti. Artık bundan sonrası benim yapmam gereken şey güzel bir sabırdır. Sizin anlattığınız şeye karşı istiane yardım istenecek olan sadece Allah’tır.” وَجَاءتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُواْ وَارِدَهُمْ فَأَدْلَى دَلْوَهُ قَالَ يَا بُشْرَى هَذَا غُلاَمٌ وَأَسَرُّوهُ بِضَاعَةً وَاللّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ ﴿١٩﴾YÛSUF-19 Meâlleri Ve câet seyyâratun fe erselû vâridehum fe adlâ delvehu, kâle yâ buşrâ hâzâ gulâmgulâmun, ve eserrûhu bidâaten, vallâhu alîmun bi mâ ya’melûnya’melûne. Ve bir yolcu kafilesi kervan geldi. Sonra da sucularını kuyuya gönderdiler. Böylece kovasını sarkıttı. “Müjde! Bu bir erkek çocuk.” dedi. Onu ticaret malı olarak sakladılar. Ve Allah, yaptıklarını yapmakta olduklarını en iyi bilendir. وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ ﴿٢٠﴾YÛSUF-20 Meâlleri Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdetin, ve kânû fîhi minez zâhidînzâhidîne. Ve onu Yusuf’u, az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zahidlerden idiler. وَقَالَ الَّذِي اشْتَرَاهُ مِن مِّصْرَ لاِمْرَأَتِهِ أَكْرِمِي مَثْوَاهُ عَسَى أَن يَنفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَكَذَلِكَ مَكَّنِّا لِيُوسُفَ فِي الأَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ ﴿٢١﴾YÛSUF-21 Meâlleri Ve kâlellezîşterâhu min mısra limraetihî ekrimî mesvâhu asâ en yenfeanâ ev nettehizehu veledâveleden, ve kezâlike mekkennâ li yûsufe fîl ardı ve li nuallimehu min te’vîlil ehâdîsehâdîsi, vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemunya’lemune. Mısır’da onu satın alan kişi, hanımına şöyle dedi “Onun yerleşeceği yeri, özenle hazırla ona karşı kerim ol. Belki bize faydası olur veya belki de onu evlât ediniriz.” Ve işte böylece ona hadîslerin olayların, sözlerin tevîlini yorumunu öğretelim diye Yusuf’u yeryüzünde yerleştirdik. Ve Allah, emrinde gâlip olandır. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler. وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ ﴿٢٢﴾YÛSUF-22 Meâlleri Ve lemmâ belega eşuddehû âteynâhu hukmen ve ilmâilmen, ve kezâlike neczîl muhsinînmuhsinîne.” Ve en kuvvetli çağına ulaştığı bulûğa erdiği zaman ona hüküm hikmet ve ilim verdik. Muhsinleri işte böyle الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَن نَّفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الأَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ قَالَ مَعَاذَ اللّهِ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ﴿٢٣﴾YÛSUF-23 Meâlleri Ve râvedethulletî huve fî beytihâ an nefsihî ve gallekatil ebvâbe ve kâlet heyte leke, kâle maâzallâhi innehu rabbî ahsene mesvâymesvâye, innehu lâ yuflihuz zâlimûnzâlimûne. Yusuf’un evinde kaldığı kadın, ondan murat almak istedi. Kapıları sımsıkı kapatıp “Hadi gel, senin için…” dedi. O Yusuf da şöyle dedi “Allah’a sığınırım. O benim Rabbimdir. Benim yerleşme yerimi en güzel şekilde yaptı. Muhakkak ki; zalimler felâha kurtuluşa ermezler.” وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِهَا لَوْلا أَن رَّأَى بُرْهَانَ رَبِّهِ كَذَلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاء إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ ﴿٢٤﴾YÛSUF-24 Meâlleri Ve lekad hemmet bihî ve hemme bihâ, lev lâ en raâ burhâne rabbihi, kezâlike li nasrife anhus sûe vel fahşâe, innehu min ibâdinâl muhlesînmuhlesîne. Ve andolsun ki; kadın onu arzuladı. Eğer Rabbinin delilini görmeseydi, o Yusuf da onu arzulamıştı. İşte böylece onu kötülükten ve fuhuştan uzaklaştırırız. Muhakkak ki; o muhlis الْبَابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُ مِن دُبُرٍ وَأَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَى الْبَابِ قَالَتْ مَا جَزَاء مَنْ أَرَادَ بِأَهْلِكَ سُوَءًا إِلاَّ أَن يُسْجَنَ أَوْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ﴿٢٥﴾YÛSUF-25 Meâlleri Vestebekâl bâbe ve kaddet kamîsahu min duburin ve elfeyâ seyyidehâ ledâl bâbbâbi, kâlet mâ cezâu men erâde bi ehlike sûen illâ en yuscene ev azâbun elîmelîmun. Ve ikisi de kapıya koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekerek yırttı. Ve kapının yanında onun kadının efendisi ile karşılaştılar. Ve kadın şöyle dedi “Senin ehline ailene kötülük yapmak isteyen kimsenin cezası zindana atılmak veya acı bir azaptan başka nedir?”قَالَ هِيَ رَاوَدَتْنِي عَن نَّفْسِي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِّنْ أَهْلِهَا إِن كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِن قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الكَاذِبِينَ ﴿٢٦﴾YÛSUF-26 Meâlleri Kâle hiye râvedetnî an nefsî ve şehide şâhidun min ehlihâ, in kâne kamîsuhu kudde min kubulin fe sadakat ve huve minel kâzibînkâzibîne. Yusuf şöyle dedi “O beni elde etmek istedi.” Onun kadının ailesinden bir şahit, şahitlik etti. “Eğer onun gömleği önden yırtılmış ise o taktirde, o bayan doğru söylemiştir ve o erkek yalancılardandır.”وَإِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِن دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِن الصَّادِقِينَ ﴿٢٧﴾YÛSUF-27 Meâlleri Ve in kâne kamîsuhu kudde min duburin fe kezebet ve huve mines sâdikînsâdikîne. “Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, o taktirde o kadın yalan söyledi ve o erkek doğru söyleyenlerdendir.”فَلَمَّا رَأَى قَمِيصَهُ قُدَّ مِن دُبُرٍ قَالَ إِنَّهُ مِن كَيْدِكُنَّ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ ﴿٢٨﴾YÛSUF-28 Meâlleri Fe lemmâ raâ kamîsahu kudde min duburin kâle innehu min keydikunkunne, inne keydekunne azîmazîmun. Böylece onun gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu gördüğü zaman, kadının eşi şöyle dedi “Muhakkak ki o sizin tuzağınız. Sizin tuzağınız geçekten büyüktür.” يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هَذَا وَاسْتَغْفِرِي لِذَنبِكِ إِنَّكِ كُنتِ مِنَ الْخَاطِئِينَ ﴿٢٩﴾YÛSUF-29 Meâlleri Yûsufu a’rıd an hâzâ vestagfirî li zenbiki, inneki kunti minel hâtıînhâtıîne. Yusuf, sen bundan yüz çevir. Ve sen de kadın günahın için mağfiret dile. Muhakkak ki; sen, kasten günah işleyenlerden oldun. وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتَاهَا عَن نَّفْسِهِ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا إِنَّا لَنَرَاهَا فِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ ﴿٣٠﴾YÛSUF-30 Meâlleri Ve kâle nisvetun fîl medînetimraetul azîzi turâvidu fetâhâ an nefsihî, kad şegafehâ hubbâhubben, innâ le nerâhâ fî dalâlin mubînmubînin. Şehirdeki kadınlar “Azîzin vezirin hanımı, onun emrinde olan kölesi genç delikanlıyı elde etmek istiyor. Aşk onun kalbine işlemiş. Biz, gerçekten onu apaçık bir sapıklıkta görüyoruz.” dediler.فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِّنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّهِ مَا هَذَا بَشَرًا إِنْ هَذَا إِلاَّ مَلَكٌ كَرِيمٌ ﴿٣١﴾YÛSUF-31 Meâlleri Fe lemmâ semiat bi mekrihinne erselet ileyhinne ve a’tedet lehunne muttekeen ve âtet kulle vâhidetin minhunne sikkînen ve kâletihruc aleyhinnaleyhinne, fe lemmâ raeynehû ekbernehu ve katta’ne eydiyehunne ve kulne hâşe lillâhi mâ hâzâ beşerâbeşeren,in hâzâ illâ melekun kerîmkerîmun. Kadınların onu çekiştirdiklerini işittiği zaman, onlara davetçi gönderdi. Ve onlara karşılıklı oturacak yer hazırladı. Onlardan herbirine meyve soymaları için bir bıçak verdi. Ve Yusuf’a “Onlara kadınlara, çık!” dedi. Böylece onu gördükleri zaman ona hayran kaldılar ve ellerini kestiler. Ve “Hâşâ! Allah için, bu bir beşer değil, ancak kerim bir melektir.” فَذَلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ وَلَقَدْ رَاوَدتُّهُ عَن نَّفْسِهِ فَاسَتَعْصَمَ وَلَئِن لَّمْ يَفْعَلْ مَا آمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونًا مِّنَ الصَّاغِرِينَ ﴿٣٢﴾YÛSUF-32 Meâlleri Kâlet fe zâlikunnellezî lumtunnenî fîhi, ve lekad râvedtuhu an nefsihî festa’samfesta’same, ve le in lem yef’al mâ âmuruhu le yuscenenne ve le yekûnen mines sâgırînsâgırîne. Şöyle dedi “Hakkında beni kınadığınız kişi; işte bu!” Yemin ederim ki; onun nefsini elde etmek istedim onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, şiddetle sakındı. Ve eğer ona emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşenlerden رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ وَإِلاَّ تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُن مِّنَ الْجَاهِلِينَ ﴿٣٣﴾YÛSUF-33 Meâlleri Kâle rabbis sicnu ehabbu ileyye mimmâ yed’ûnenî ileyhi, ve illâ tasrif annî keydehunne asbu ileyhinne ve ekun minel câhilîncâhilîne. Yusuf şöyle dedi “Rabbim, zindan bana, beni ona davet ettikleri şeyden daha sevimli.” Onların kadınların tuzaklarından beni uzaklaştırmazsan uzaklaştırman hariç onlara meylederim ve cahillerden لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ﴿٣٤﴾YÛSUF-34 Meâlleri Festecâbe lehu rabbuhu fe sarafe anhu keydehunnkeydehunne, innehu huves semîul alîmalîmu. O zaman Rabbi ona icabet etti. Böylece onların hilesini ondan uzaklaştırdı. Muhakkkak ki O, en iyi işiten ve en iyi بَدَا لَهُم مِّن بَعْدِ مَا رَأَوُاْ الآيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّى حِينٍ ﴿٣٥﴾YÛSUF-35 Meâlleri Summe bedâlehum min ba’di mâ raevul âyâti le yescununnehu hattâ hînhînin. Daha sonra delilleri gördükten sonra, belli bir süreye kadar onu mutlaka zindana atmaları, onlara uygun مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانَ قَالَ أَحَدُهُمَآ إِنِّي أَرَانِي أَعْصِرُ خَمْرًا وَقَالَ الآخَرُ إِنِّي أَرَانِي أَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ ﴿٣٦﴾YÛSUF-36 Meâlleri Ve dehale meahus sicne feteyâni, kâle ehaduhumâ innî erânî a’sıru hamrâhamren, ve kâlel âharu innî erânî ahmilu fevka ra’sî hubzen te’kulut tayru minhu, nebbi’nâ bi te’vîlihî, innâ nerâke minel muhsinînmuhsinîne. Ve onunla beraber iki genç erkek de zindana girdi. İkisinden biri şöyle dedi “Muhakkak ki; ben kendimi rüyamda üzüm sıkarken görüyorum.” Ve diğeri de şöyle dedi “Gerçekten ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşırken görüyorum. Kuşlar ondan yiyorlar. Bize onun onların tevîlini yorumunu haber ver anlat. Muhakkak ki; biz seni muhsinlerden görüyoruz.”قَالَ لاَ يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ إِلاَّ نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ أَن يَأْتِيكُمَا ذَلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي إِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لاَّ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَهُم بِالآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ﴿٣٧﴾YÛSUF-37 Meâlleri Kâle lâ ye’tikumâ taâmun turzekânihî illâ nebbe’tukumâ bi te’vîlihî kable en ye’tiyekumâ, zâlikumâ mimmâ allemenî rabbî, innî teraktu millete kavmin lâ yu’minûne billâhi ve hum bil âhiratihum kâfirûnkâfirûne. Yusuf şöyle dedi “Size, rızıklandırılacağınız bir yemek gelmez ki; o, size gelmeden önce ben, size onun tevîlini yorumunu yapmış, size haber vermiş olmayayım. İşte bu ikisi, Rabbimin öğrettiklerindendir. Gerçekten ben, Allah’a îmân etmeyen ve ahiretlerini Allah’a ruhlarını ulaştırmayı inkâr eden bir kavmin dînini terkettim.”وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ آبَآئِي إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا أَن نُّشْرِكَ بِاللّهِ مِن شَيْءٍ ذَلِكَ مِن فَضْلِ اللّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ ﴿٣٨﴾YÛSUF-38 Meâlleri Vetteba’tu millete âbâî ibrâhîme ve ishâka ve ya’kûbya’kûbe, mâ kâne lenâ en nuşrike billâhi min şey’in, zâlike min fadlillâhi aleynâ ve alân nâsi ve lâkinne ekseren nâsi lâ yeşkurûnyeşkurûne. Ve ben, atalarım İbrahim İshak ve Yâkub dînine tâbî oldum. Bizim, Allah’a bir şey ile şirk koşmamız olamaz. İşte bu, Allah’ın bize ve insanlara fazlındandır. Fakat insanların çoğu, صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ﴿٣٩﴾YÛSUF-39 Meâlleri Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhârkahhâru. Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab’ler mi daha hayırlı yoksa Vahid tek olan, Kahhar kahredici, hâkim ve gâlip olan Allah mı? مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِ إِلاَّ أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَآؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ أَمَرَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ ﴿٤٠﴾YÛSUF-40 Meâlleri Mâ ta’budûne min dûnihî illâ esmâen semmeytumûhâ entum ve âbâukum mâ enzelallâhu bihâ min sultânsultânin, inil hukmu illâ lillâhlillâhi, emere ellâ ta’budû illâ iyyâhu, zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûnya’lemûne. Sizin O’ndan başka taptıklarınız, Allah’ın kendilerine bir delil indirmediği, sadece siz ve babalarınızın onu isimlendirdiğiniz putlardan başka bir şey değildir. Hüküm ise ancak Allah’a aittir. Sizin O’ndan başkasına ibadet etmemenizi emretti. İşte bu kayyum Âdem kıyâmete kadar devam edecek olan dîndir. Ve lâkin insanların çoğu صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَمَّا أَحَدُكُمَا فَيَسْقِي رَبَّهُ خَمْرًا وَأَمَّا الآخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِن رَّأْسِهِ قُضِيَ الأَمْرُ الَّذِي فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ ﴿٤١﴾YÛSUF-41 Meâlleri Yâ sâhıbeyis sicni emmâ ehadukumâ fe yeskî rabbehu hamrâhamren, ve emmâl âharu fe yuslebu fe te’kulut tayru min ra’sihî, kudiyel emrullezî fîhi testeftiyâni. Ey zindan arkadaşlarım! Bu durumda sizin ikinizden biri, bundan sonra efendisine şarap sunacak sâkiliğe devam edecek fakat diğeri asılacak. Böylece kuşlar onun başından yiyecek. Hakkında ikinizin de tabirini fetvasını istediğiniz iş kesinleşmiştir kaza edilmiştir.وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُ نَاجٍ مِّنْهُمَا اذْكُرْنِي عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَاهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ ﴿٤٢﴾YÛSUF-42 Meâlleri Ve kâle lillezî zanne ennehu nâcin minhumâzkurnî inde rabbike fe ensâhuş şeytânu zikre rabbihî fe lebise fîs sicni bid’a sinînsinîne. Ve ikisinden kurtulacağını bildiği kişiye “Efendinin yanında beni an zikret.” dedi. Fakat şeytan ona, efendisine onu anmayı unutturdu. Böylece birkaç sene zindanda الْمَلِكُ إِنِّي أَرَى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ يَا أَيُّهَا الْمَلأُ أَفْتُونِي فِي رُؤْيَايَ إِن كُنتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ ﴿٤٣﴾YÛSUF-43 Meâlleri Ve kâlel meliku innî erâ seb’a bakarâtin simânin ye’kuluhunne seb’un icâfun ve seb’a sunbulâtin hudrin ve uhara yâbisât yâbisâtin, yâ eyyuhâl meleu eftûnî fî ru’yâye in kuntum lir ru’yâ ta’burûnta’burûne. Ve Melik şöyle dedi “Gerçekten ben, yedi adet zayıf ineğin, yedi adet semiz ineği yediğini görüyorum. Ve yedi yeşil başak ve diğerlerini de kurumuş görüyorum. Ey kavmin ileri gelenleri! Şâyet siz rüya tabir edenlerseniz, bana rüyamı yorumlayın.”قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الأَحْلاَمِ بِعَالِمِينَ ﴿٤٤﴾YÛSUF-44 Meâlleri Kâlû adgâsu ahlâmahlâmin, ve mâ nahnu bi te’vîlil ahlâmi bi âlimînâlimîne. “Karmakarışık rüyalar, biz böyle rüyaların yorumunu bilenler değiliz.” الَّذِي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ أَنَاْ أُنَبِّئُكُم بِتَأْوِيلِهِ فَأَرْسِلُونِ ﴿٤٥﴾YÛSUF-45 Meâlleri Ve kâlellezî necâ minhumâ veddekere ba’de ummetin ene unebbiukum bi te’vîlihî fe ersilûni. O ikisinden kurtulmuş olanı unuttuğunu hatırladı ve şöyle dedi “Ben, size bir süre sonra onun tevîlini yorumunu haber vereceğim. Hemen beni gönderin.”يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ أَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ لَّعَلِّي أَرْجِعُ إِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ ﴿٤٦﴾YÛSUF-46 Meâlleri Yûsufu eyyuhâs sıddîku eftinâ fî seb’ı bakarâtin simânin ye’kuluhunne seb’un icâfun ve seb’ı sunbulâtin hudrin ve uhare yâbisâtin, leallî erciu ilân nâsi leallehum ya’lemûnya’lemûne. Yusuf, ey sıddîk! Yedi adet semiz inek, onları yiyen yedi adet zayıf inek ve yedi adet yeşil sümbül başak ve kurumuş olan diğerleri hakkında bize yorum yap. Belki umarım ben insanlara dönerim. Böylece seni ve rüyanın anlamını onlar öğrenirler. قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا فَمَا حَصَدتُّمْ فَذَرُوهُ فِي سُنبُلِهِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تَأْكُلُونَ ﴿٤٧﴾YÛSUF-47 Meâlleri Kâle tezraûne seb’a sinîne deebâdeeben, fe mâ hasadtum fe zerûhu fî sunbulihî illâ kalîlen mimmâ te’kulûnte’kulûne. “Yedi yıl eskisi gibi ekin ekin. Böylece bunlardan yediğiniz az bir kısmı hariç, hasat ettiklerinizi başağında bırakın.” dedi. ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تُحْصِنُونَ ﴿٤٨﴾YÛSUF-48 Meâlleri Summe ye’tî min ba’di zâlike seb’un şidâdun ye’kulne mâ kaddemtum lehunne illâ kalîlen mimmâ tuhsinûntuhsinûne. Bir süre sonra, bunun arkasından zor 7 kıtlık yılı gelecek. Biriktirdiklerinizden az bir kısmı hariç daha önce onlar için sakladıklarınızı yiyecekler. ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ ﴿٤٩﴾YÛSUF-49 Meâlleri Summe ye’tî min ba’di zâlike âmun fîhi yugâsun nâsu ve fîhi ya’sırûnya’sırûne. Bundan sonra içinde insanlara bol mahsûl olan bir yıl gelecek ve o yıl da meyvelerin suyunu الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ فَلَمَّا جَاءهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللاَّتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ إِنَّ رَبِّي بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ ﴿٥٠﴾YÛSUF-50 Meâlleri Ve kâlel meliku’tûnî bihî, fe lemmâ câehur resûlu kâlerci’ ilâ rabbike fes’elhu mâ bâlun nisvetillâtî katta’ne eydiyehunneydiyehunne, inne rabbî bi keydihinne alîmalîmun. Ve Melik “Onu bana getirin.” dedi. Böylece ona, resûl ulak, haberci geldiği zaman Yusuf “Efendine dön ve ellerini kesen kadınların hali durumu nedir, ona sor.” dedi. Muhakkak ki; Rabbim onların hilelerini en iyi مَا خَطْبُكُنَّ إِذْ رَاوَدتُّنَّ يُوسُفَ عَن نَّفْسِهِ قُلْنَ حَاشَ لِلّهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِن سُوءٍ قَالَتِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ الآنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ أَنَاْ رَاوَدتُّهُ عَن نَّفْسِهِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ ﴿٥١﴾YÛSUF-51 Meâlleri Kâle mâ hatbukunne iz râvedtunne yûsufe an nefsihî, kulne hâşe lillâhi mâ alimnâ aleyhi min sûin, kâletimraetul azîzil âne hashasal hakku ene râvedtuhu an nefsihî ve innehu le mines sâdikînsâdikîne. Melik “Yusuf’u elde etmek istediğiniz zaman konuştuğunuz konu neydi?” dedi. Onlar kadınlar şöyle dediler “Hâşâ, Allah için ondan bir kötülük görmedik.” Azîzin karısı da “Şimdi hak gizli iken ortaya çıktı. Ben, onun nefsinden murat almak istedim. Muhakkak ki; o sadıklardandır.” لِيَعْلَمَ أَنِّي لَمْ أَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَأَنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ ﴿٥٢﴾YÛSUF-52 Meâlleri Zâlike li ya’leme ennî lem ehunhu bil gaybi ve ennallâhe lâ yehdî keydel hâinînhâinîne. Yusuf haberciye dedi ki “İşte bu, benim onun gıyabında yokluğunda ona efendime ihanet etmediğimi ve Allah’ın, ihanet edenlerin hilesini başarıya ulaştırmadığını bilmeleri içindir.”وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ ﴿٥٣﴾YÛSUF-53 Meâlleri Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîmrahîmun. Ve ben, nefsimi ibra edemem temize çıkaramam. Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı şerri, kötülüğü emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği nefsler hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir günahları sevaba çevirendir. Rahîm’dir rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir.وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِي فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ إِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مِكِينٌ أَمِينٌ ﴿٥٤﴾YÛSUF-54 Meâlleri Ve kâlel meliku’tûnî bihî estahlishu li nefsî, fe lemmâ kellemehu kâle innekel yevme ledeynâ mekînun emînemînun. Ve melik şöyle dedi “Onu bana getirin! Onu kendim için seçtim.” Onunla konuşunca “Muhakkak ki; sen, bugün bizim yanımızda mevki sahibisin, eminsin güvenilir kişisin.” اجْعَلْنِي عَلَى خَزَآئِنِ الأَرْضِ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٌ ﴿٥٥﴾YÛSUF-55 Meâlleri Kâlec’alnî alâ hazâinil ardardı, innî hafîzun alîmalîmun. Yusuf şöyle dedi “Beni bu yerin hazineleri üzerine sorumlu kıl! Muhakkak ki; ben iyi korurum, iyi bilirim.”وَكَذَلِكَ مَكَّنِّا لِيُوسُفَ فِي الأَرْضِ يَتَبَوَّأُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاء نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَن نَّشَاء وَلاَ نُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ ﴿٥٦﴾YÛSUF-56 Meâlleri Ve kezâlike mekkennâ li yûsufe fîl ardardı, yetebevveu minhâ haysu yeşâu, nusîbu bi rahmetinâ men neşâu ve lâ nudîu ecrel muhsinînmuhsinîne. Ve işte böylece Yusuf yeryüzünde yerleştirdik mevki sahibi yaptık. Onun yeryüzünün, dilediği yerine yerleşti. Dilediğimiz kimseye rahmetimizi göndeririz. Ve muhsinlerin ecrini mükâfatını zayi الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ ﴿٥٧﴾YÛSUF-57 Meâlleri Ve le ecrul âhırati hayrun lillezîne âmenû ve kânû yettekûnyettekûne. Ve mutlaka âmenû olan yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyen kimseler için ahiretin ruhu hayatta iken Allah’a ulaştırmanın ecri mükâfatı daha hayırlıdır. Ve onlar takva sahibi olmuşlardır. وَجَاء إِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُواْ عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنكِرُونَ ﴿٥٨﴾YÛSUF-58 Meâlleri Ve câe ihvetu yûsufe fe dehalû aleyhi fe arafehum ve hum lehu munkirûnmunkirûne. Ve Yusuf kardeşleri geldiler ve onun yanına girdiler. Onlar onu tanımadıkları halde o, onları hemen جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونِي بِأَخٍ لَّكُم مِّنْ أَبِيكُمْ أَلاَ تَرَوْنَ أَنِّي أُوفِي الْكَيْلَ وَأَنَاْ خَيْرُ الْمُنزِلِينَ ﴿٥٩﴾YÛSUF-59 Meâlleri Ve lemmâ cehhezehum bi cehâzihim kâle’tûnî bi ahin lekum min ebîkum, e lâ terevne ennî ûfîl keyle ve ene hayrul munzilînmunzilîne. Ve onların zahire yüklerini hazırlayınca şöyle dedi “Sizin babanızdan olan diğer kardeşinizi bana getirin. Ölçüyü tam ifa ettiğimi görmüyor musunuz? Ben ikram edenlerin en hayırlısıyım.”فَإِن لَّمْ تَأْتُونِي بِهِ فَلاَ كَيْلَ لَكُمْ عِندِي وَلاَ تَقْرَبُونِ ﴿٦٠﴾YÛSUF-60 Meâlleri Fe in lem te’tûnî bihî fe lâ keyle lekum indî ve lâ takrabûni. “Eğer onu bana getirmezseniz, o taktirde benim yanımda sizin için bir ölçek zahire bile yoktur. Ve bir daha yanıma gelmeyin bana yaklaşmayın.”قَالُواْ سَنُرَاوِدُ عَنْهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَاعِلُونَ ﴿٦١﴾YÛSUF-61 Meâlleri Kâlû se nurâvidu anhu ebâhu ve innâ le fâ’ilûnfâ’ilûne. “Onu babasından istemeye çalışacağız. Ve biz bunu mutlaka yaparız.” لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُواْ بِضَاعَتَهُمْ فِي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا إِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿٦٢﴾YÛSUF-62 Meâlleri Ve kâle li fityânihic’alû bidâatehum fî rihâlihim, leallehum ya’rifûnehâ izânkalebû ilâ ehlihim leallehum yerci’ûnyerci’ûne. Adamlarına yardımcı gençlere şöyle dedi “Onların erzak bedellerini, yüklerinin içine koyun geri verin. Umulur ki; onlar ailelerine geri döndükleri zaman onu farkederler, böylece geri gelirler.”فَلَمَّا رَجِعُوا إِلَى أَبِيهِمْ قَالُواْ يَا أَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَأَرْسِلْ مَعَنَا أَخَانَا نَكْتَلْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ﴿٦٣﴾YÛSUF-63 Meâlleri Fe lemmâ raceû ilâ ebîhim kâlû yâ ebânâ munia minnâl keylu fe ersil meanâ ehânâ nektel ve innâ lehu le hâfizûnhâfizûne. Böylece babalarına döndükleri zaman babalarına şöyle dediler “Ey babamız! Bize ölçek erzak verilmesi yasak edildi. Artık kardeşimizi bizimle gönder ki; biz ölçekle erzak alalım. Muhakkak ki; biz onu gerçekten koruyanlarız.”قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلاَّ كَمَا أَمِنتُكُمْ عَلَى أَخِيهِ مِن قَبْلُ فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ ﴿٦٤﴾YÛSUF-64 Meâlleri Kâle hel âmenukum aleyhi illâ kemâ emintukum alâ ahîhi min kablkablu, fallâhu hayrun hâfizâhâfizen ve huve erhamur râhimînrâhimîne. Yâkub şöyle dedi “Ancak daha önce onun kardeşi için sizden emin olduğum gibi onun hakkında size güvenir miyim? Fakat Allah koruyucuların en hayırlısıdır ve O rahmet edenlerin en çok rahmet edenidir.”وَلَمَّا فَتَحُواْ مَتَاعَهُمْ وَجَدُواْ بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ قَالُواْ يَا أَبَانَا مَا نَبْغِي هَذِهِ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا وَنَمِيرُ أَهْلَنَا وَنَحْفَظُ أَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ ذَلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ ﴿٦٥﴾YÛSUF-65 Meâlleri Ve lemmâ fetahû metâahum vecedû bidâatehum ruddet ileyhim, kâlû yâ ebânâ mâ nebgî, hâzihî bidâatunâ ruddet ileynâ, ve nemîru ehlenâ ve nahfazu ehânâ ve nezdâdu keyle beîr beîrin, zâlike keylun yesîryesîrun. Ve yüklerini metalarını açtıkları zaman sermayelerini kendilerine iade edilmiş buldular ve şöyle dediler “Ey babamız! Daha ne isteriz. Bunlar bizim sermayemiz. Bize geri verilmiş ve ailemize gene erzak getiririz ve kardeşimizi koruruz. Ve erzakımızı bir deve yükü daha arttırırız. İşte bu az bir miktardır.” قَالَ لَنْ أُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتَّى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِّنَ اللّهِ لَتَأْتُنَّنِي بِهِ إِلاَّ أَن يُحَاطَ بِكُمْ فَلَمَّا آتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّهُ عَلَى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ ﴿٦٦﴾YÛSUF-66 Meâlleri Kâle len ursilehu meakum hattâ tu’tûni mevsikan minallâhi le te’tunnenî bihî illâ en yuhâta bikum, fe lemmâ âtevhu mevsikahum kâlallâhu alâ mâ nekûlu vekîlvekîlun. Yâkub “Sizin kuşatılmanız hariç onu mutlaka bana getireceğinize dair, Allah adına bir misak kesin söz verinceye kadar onu sizinle asla göndermem.” dedi. Bunun üzerine ona misaklerini verdiler. O zaman şöyle dedi “Allah bizim söylediklerimize vekildir.”وَقَالَ يَا بَنِيَّ لاَ تَدْخُلُواْ مِن بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُواْ مِنْ أَبْوَابٍ مُّتَفَرِّقَةٍ وَمَا أُغْنِي عَنكُم مِّنَ اللّهِ مِن شَيْءٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ ﴿٦٧﴾YÛSUF-67 Meâlleri Ve kâle yâ beniyye lâ tedhulû min bâbin vâhidin vedhulû min ebvâbin muteferrikatin, ve mâ ugnî ankum minallâhi min şey’in, inil hukmu illâ lillâhlillâhi, aleyhi tevekkeltu ve aleyhi felyetevekkelil mutevekkilûnmutevekkilûne. Ve şöyle dedi “Ey oğullarım! Bir tek kapıdan girmeyiniz. Ayrı kapılardan giriniz. Allah’tan olan bir şeyi sizden gideremem. Hüküm ancak Allah’a aittir. Ben, O’na tevekkül ettim. Artık tevekkül edenler de, O’na tevekkül etsinler.”وَلَمَّا دَخَلُواْ مِنْ حَيْثُ أَمَرَهُمْ أَبُوهُم مَّا كَانَ يُغْنِي عَنْهُم مِّنَ اللّهِ مِن شَيْءٍ إِلاَّ حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضَاهَا وَإِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِّمَا عَلَّمْنَاهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ ﴿٦٨﴾YÛSUF-68 Meâlleri Ve lemmâ dehalû min haysu emerehum ebûhum, mâ kâne yugnî anhum minallâhi min şey’in illâ hâceten fî nefsi ya’kûbe kadâhâ, ve innehu le zû ilmin limâ allemnâhu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûnya’lemûne. Ve babalarının onlara emrettiği yerden girdiler. Fakat bu, Allah’tan olan bir şeyi onlardan gidermedi onlara bir fayda vermedi. Ancak bu, Yâkub nefsindeki bir dileği yerine getirmiş oldu. Muhakkak ki; o, Biz ona öğrettiğimiz için bir ilmin sahibi idi. Fakat insanların çoğu دَخَلُواْ عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَخَاهُ قَالَ إِنِّي أَنَاْ أَخُوكَ فَلاَ تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ ﴿٦٩﴾YÛSUF-69 Meâlleri Ve lemmâ dehalû alâ yûsufe âvâ ileyhi ehâhu, kâle innî ene ahûke fe lâ tebteis bimâ kânû ya’melûnya’melûne. Yusuf huzuruna girdikleri zaman öz kardeşini yanına aldı. “Gerçekten ben senin kardeşinim, artık onların yaptıkları şeylere üzülme.” جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فِي رَحْلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا الْعِيرُ إِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ ﴿٧٠﴾YÛSUF-70 Meâlleri Fe lemmâ cehhezehum bi cehâzihim ceales sikâyete fî rahli ahîhi, summe ezzene muezzinun eyyetuhâl îru innekum le sârikûnsârikûne. Artık onların yükünü hazırladığı zaman su kabını, kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra müezzin “Ey kafile, muhakkak ki; siz gerçekten hırsızlarsınız!” diye وَأَقْبَلُواْ عَلَيْهِم مَّاذَا تَفْقِدُونَ ﴿٧١﴾YÛSUF-71 Meâlleri Kâlû ve akbelû aleyhim mâzâ tefkidûntefkidûne. Onlara dönerek “Kaybettiğiniz nedir?” نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَن جَاء بِهِ حِمْلُ بَعِيرٍ وَأَنَاْ بِهِ زَعِيمٌ ﴿٧٢﴾YÛSUF-72 Meâlleri Kâlû nefkıdu suvâal meliki ve li men câe bihî hımlu beîrin ve ene bihî za’îmza’îmun. “Melik’in su kabını kaybettik.” dediler. Kim onu getirirse ona bir deve yükü erzak var. Ve ben, ona تَاللّهِ لَقَدْ عَلِمْتُم مَّا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الأَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِقِينَ ﴿٧٣﴾YÛSUF-73 Meâlleri Kâlû tallâhi lekad alimtum mâ ci’nâ li nufside fîl ardı ve mâ kunnâ sârikînsârikîne. Allah’a andolsun ki; siz de biliyorsunuz biz burada fesat çıkarmak için gelmedik. Ve biz, hırsız değiliz olmadık.قَالُواْ فَمَا جَزَآؤُهُ إِن كُنتُمْ كَاذِبِينَ ﴿٧٤﴾YÛSUF-74 Meâlleri Kâlû fe mâ cezâuhû in kuntum kâzibînkâzibîne. “Eğer siz yalan söylüyorsanız, o taktirde onun cezası nedir?” جَزَآؤُهُ مَن وُجِدَ فِي رَحْلِهِ فَهُوَ جَزَاؤُهُ كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ ﴿٧٥﴾YÛSUF-75 Meâlleri Kâlû cezâuhu men vucide fî rahlihî fe huve cezâuhu, kezâlike neczîz zâlimînzâlimîne. “Onun cezası, o taktirde yükünde kayıp eşya bulunan kişinin kendisidir kişinin kendisi ceza olarak bir yıl köle olur. Biz, zalimleri işte böyle cezalandırırız.” dediler. فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاء أَخِيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِن وِعَاء أَخِيهِ كَذَلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مِّن نَّشَاء وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ ﴿٧٦﴾YÛSUF-76 Meâlleri Fe bedee bi ev’ıyetihim kable viâi ahîhi, summestahracehâ min viâi ahîhi, kezâlike kidnâ li yûsufyûsufe, mâ kâne li ye’huze ehâhu fî dînil meliki, illâ en yeşâallâhyeşâallâhu, nerfeu deracâtin men neşâu, ve fevka kulli zî ilmin alîmalîmun. Böylece aramaya kardeşinin heybesinden önce onların diğer kardeşlerinin heybeleri ile başladı. Sonra onu kardeşinin heybesinden çıkardı. Yusuf için işte böyle bir düzen hazırladık. Allah’ın dilemesi hariç Melik’in milletinde kurallarında kardeşini tutmak, alıkoymak olmazdı. Dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Ve bütün ilim sahiplerinin üstünde daha iyi bilen إِن يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ أَخٌ لَّهُ مِن قَبْلُ فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفْسِهِ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ أَنتُمْ شَرٌّ مَّكَانًا وَاللّهُ أَعْلَمْ بِمَا تَصِفُونَ ﴿٧٧﴾YÛSUF-77 Meâlleri Kâlû in yesrık fe kad seraka ahun lehu min kablkablu, fe eserrahâ yûsufu fî nefsihî ve lem yubdihâ lehum kâle entum şerrun mekânâmekânen, vallâhu a’lemu bimâ tasifûntasifûne. Şöyle dediler “Eğer o çalmışsa ondan önce onun kardeşi de çalmıştı.” Fakat Yusuf onu içinde gizledi, onlara açıklamadı. İçinden dedi ki “Sizin durumunuz daha fena, Allah anlattıklarınızı çok iyi bilir.” قَالُواْ يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ إِنَّ لَهُ أَبًا شَيْخًا كَبِيرًا فَخُذْ أَحَدَنَا مَكَانَهُ إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ ﴿٧٨﴾YÛSUF-78 Meâlleri Kâlû yâ eyyuhâl azîzu inne lehû eben şeyhan kebîran fe huz ehadenâ mekânehu, innâ nerâke minel muhsinînmuhsinîne. “Ey azîz vezir! Gerçekten onun çok yaşlı, büyük bir babası var. O sebeple onun yerine bizden birisini al tut. Muhakkak ki; biz seni muhsinlerden görüyoruz.” dediler. قَالَ مَعَاذَ اللّهِ أَن نَّأْخُذَ إِلاَّ مَن وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِندَهُ إِنَّآ إِذًا لَّظَالِمُونَ ﴿٧٩﴾YÛSUF-79 Meâlleri Kâle maâzallâhi en ne’huze illâ men vecednâ metâanâ indehû innâ izen le zâlimûnzâlimûne. “Eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını almaktan tutmaktan Allah’a sığınırım. Eğer biz bunu yaparsak, o zaman elbette zalimlerden oluruz.” اسْتَيْأَسُواْ مِنْهُ خَلَصُواْ نَجِيًّا قَالَ كَبِيرُهُمْ أَلَمْ تَعْلَمُواْ أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ عَلَيْكُم مَّوْثِقًا مِّنَ اللّهِ وَمِن قَبْلُ مَا فَرَّطتُمْ فِي يُوسُفَ فَلَنْ أَبْرَحَ الأَرْضَ حَتَّىَ يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمَ اللّهُ لِي وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ ﴿٨٠﴾YÛSUF-80 Meâlleri Fe lemmâstey’esû minhu halasû neciyyâneciyyen, kâle kebîruhum e lem ta’lemû enne ebâkum kad ehaze aleykum mevsikan minallâhi ve min kablu mâ ferrattum fî yûsufyûsufe, fe len ebrahal arda hattâ ye’zene lî ebî ev yahkumallâhu lî ve huve hayrul hâkimînhâkimîne. Artık ondan ümitlerini kestikleri zaman bir kenara çekildiler. Onların en büyüğü gizlice konuşarak şöyle dedi “Babamızın sizden, Allah adına misak aldığını ve daha önce Yusuf’a yaptığınız kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye kadar veya Allah benim hakkımda hüküm verinceye kadar, artık buradan asla ayrılmayacağım. Ve o hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”ارْجِعُواْ إِلَى أَبِيكُمْ فَقُولُواْ يَا أَبَانَا إِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَا إِلاَّ بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظِينَ ﴿٨١﴾YÛSUF-81 Meâlleri Irciû ilâ ebîkum fe kûlû yâ ebânâ innebneke seraka, ve mâ şehidnâ illâ bimâ alimnâ ve mâ kunnâ lil gaybi hâfizînhâfizîne. Babanıza dönün ve şöyle söyleyin “Ey babamız! Senin oğlun, gerçekten hırsızlık yaptı. Biz bildiğimizden başka bir şeye şahit olmadık görmedik. Ve biz gaybı nasıl olduğunu da bilmiyorduk.”وَاسْأَلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا وَالْعِيْرَ الَّتِي أَقْبَلْنَا فِيهَا وَإِنَّا لَصَادِقُونَ ﴿٨٢﴾YÛSUF-82 Meâlleri Ves’elil karyetelletî kunnâ fîhâ vel îralletî akbelnâ fîhâ, ve innâ le sâdikûnsâdikûne. Ve içinde bulunduğumuz şehir halkına ve aralarında döndüğümüz kervana sor. Muhakkak ki; biz gerçekten sadıklarız doğru söyleyenleriz.قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ عَسَى اللّهُ أَن يَأْتِيَنِي بِهِمْ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ ﴿٨٣﴾YÛSUF-83 Meâlleri Kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâemren, fe sabrun cemîlcemîlun, asâllâhu en ye’tiyenî bihim cemî’âcemî’an, innehu huvel alîmul hakîmhakîmu. Yâkub şöyle dedi “Hayır, sizin nefsiniz sizi bu işe teşvik etti.” Artık bundan sonrası güzel bir sabırdır. Umulur ki; Allah, onların hepsini bana getirir. Muhakkak ki; O Alîm en iyi bilen ve Hakîm hikmet ve hüküm sahibi عَنْهُمْ وَقَالَ يَا أَسَفَى عَلَى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ ﴿٨٤﴾YÛSUF-84 Meâlleri Ve tevellâ anhum ve kâle yâ esefâ alâ yûsufe vebyaddat aynâhu minel huzni fe huve kezîmkezîmun. Ve onlardan yüz çevirdi ve “Yusuf’a yazık oldu vah yusuf” dedi. Artık o üzüntüsünü sakladığı kezim olduğu halde hüzünden gözleri تَالله تَفْتَأُ تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّى تَكُونَ حَرَضًا أَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِكِينَ ﴿٨٥﴾YÛSUF-85 Meâlleri Kâlû tallâhi tefteu tezkuru yûsufe hattâ tekûne haradan ev tekûne minel hâlikînhâlikîne. Oğulları şöyle dediler “Allah’a andolsun ki; hasta oluncaya veya helâk oluncaya kadar Yusuf’u anmaya devam ediyorsun.”قَالَ إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللّهِ وَأَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ ﴿٨٦﴾YÛSUF-86 Meâlleri Kâle innemâ eşkû bessî ve huznî ilâllâhi ve a’lemu minallâhi mâ lâ ta’lemûnta’lemûne. Yâkub şöyle dedi “Ben kederimi ve hüznümü sadece Allah’a arz ederim şikâyet ederim. Ve sizin bilmediğiniz şeyleri ben Allah’tan Allah’ın bildirmesi ile bilirim.”يَا بَنِيَّ اذْهَبُواْ فَتَحَسَّسُواْ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلاَ تَيْأَسُواْ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ ﴿٨٧﴾YÛSUF-87 Meâlleri Yâ beniyyezhebû fe tehassesû min yûsufe ve ahîhi ve lâ tey’esû min ravhillâhravhillâhi, innehu lâ yey’esu min ravhillâhi illâl kavmul kâfirûnkâfirûne. Ey oğullarım, gidin ve Yusuf’u ve onun kardeşini iyice araştırın! Allah’ın vereceği ferahlıktan umut kesmeyin. Muhakkak ki; kâfirler onu inkâr edenler kavminden başkası, Allah’ın vereceği ferahlıktan umut دَخَلُواْ عَلَيْهِ قَالُواْ يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُّزْجَاةٍ فَأَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَآ إِنَّ اللّهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّقِينَ ﴿٨٨﴾YÛSUF-88 Meâlleri Fe lemmâ dehalû aleyhi kâlû yâ eyyuhâl azîzu messenâ ve ehlenâd durru ve ci’nâ bi bidâatin muzcâtin fe evfi lenâl keyle ve tesaddak aleynâ, innallâhe yeczîl mutesaddikînmutesaddikîne. Bundan sonra onun huzuruna girince şöyle dediler “Ey azîz! Bize ve ailemize şiddetli darlık dokundu ve biz az sermaye ile geldik. Artık bize ölçeği tam olarak ver ve bize tasadduk et sadaka ver. Muhakkak ki; Allah sadaka verenlerin mükâfatını verir.”قَالَ هَلْ عَلِمْتُم مَّا فَعَلْتُم بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذْ أَنتُمْ جَاهِلُونَ ﴿٨٩﴾YÛSUF-89 Meâlleri Kâle hel alimtum mâ fealtum bi yûsufe ve ahîhi iz entum câhilûncâhilûne. Yusuf “Siz cahil iken Yusuf’a ve onun kardeşine yaptığınız şeyi bildiniz mi hatırladınız mı?” أَإِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُ قَالَ أَنَاْ يُوسُفُ وَهَذَا أَخِي قَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَيْنَا إِنَّهُ مَن يَتَّقِ وَيِصْبِرْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ ﴿٩٠﴾YÛSUF-90 Meâlleri Kâlû e inneke le ente yûsufyûsufu, kâle ene yûsufu ve hâzâ ahî kad mennallâhu aleynâ, innehu men yettekı ve yasbir fe innallâhe lâ yudî’u ecrel muhsinînmuhsinîne. “Gerçekten sen misin? Mutlaka sen Yusuf’sun!” dediler. “Ben Yusuf’um ve bu benim kardeşim. Allah bizi ni’metlendirdi. Çünkü kim takva sahibi olur ve sabrederse, o taktirde muhakkak ki Allah muhsinlerin ecrini zayi etmez.”قَالُواْ تَاللّهِ لَقَدْ آثَرَكَ اللّهُ عَلَيْنَا وَإِن كُنَّا لَخَاطِئِينَ ﴿٩١﴾YÛSUF-91 Meâlleri Kâlû tallâhi lekad âserekellâhu aleynâ ve in kunnâ le hâtıînhâtıîne. “Allah’a yemin olsun ki; Allah seni kesinlikle bize üstün kılmış. Ve biz, elbette kasten günah işleyen günahkârlar olduk.” لاَ تَثْرَيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ ﴿٩٢﴾YÛSUF-92 Meâlleri Kâle lâ tesrîbe aleykumul yevmyevme, yagfirullâhu lekum ve huve erhamur râhimînrâhimîne. “Bugün size kınama suçlama yoktur. Allah size mağfiret etsin. Ve O, Rahîm olanların en çok rahmet merhamet edenidir.” dedi. اذْهَبُواْ بِقَمِيصِي هَذَا فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بَصِيرًا وَأْتُونِي بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ ﴿٩٣﴾YÛSUF-93 Meâlleri Yezhebû bi kamîsî hâzâ fe elkûhu alâ vechi ebî ye’ti basîrâbasîran, ve’tûnî bi ehlikum ecmaînecmaîne. “Bu gömleğimi götürün, sonra da onu babamın yüzüne sürün. Görme hassası geri gelir. Ve ailenizin hepsini bana getirin.” وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلاَ أَن تُفَنِّدُونِ ﴿٩٤﴾YÛSUF-94 Meâlleri Ve lemmâ fasalatil’îru kâle ebûhum innî le ecidu rîha yûsufe lev lâ en tufennidûni. Ve kafile Mısır’dan ayrıldığı zaman onların babası şöyle dedi “Bana bunuyor’ demezseniz, gerçekten ben Yusuf’un rayihasını kokusunu, Yusuf’tan gelen rüzgârın esintisini duyuyorum.”قَالُواْ تَاللّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلاَلِكَ الْقَدِيمِ ﴿٩٥﴾YÛSUF-95 Meâlleri Kâlû tallâhi inneke le fî dalâlikel kadîmkadîmi. “Allah’a yemin olsun” dediler. “Gerçekten sen eski dalâletinin eski üzüntünün verdiği sapmanın içindesin.”فَلَمَّا أَن جَاء الْبَشِيرُ أَلْقَاهُ عَلَى وَجْهِهِ فَارْتَدَّ بَصِيرًا قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ ﴿٩٦﴾YÛSUF-96 Meâlleri Fe lemmâ en câel beşîru elkâhu alâ vechihî fertedde basîrâbasiran, kâle e lem ekul lekum innî a’lemu minallâhi mâ lâ ta’lemûnta’lemûne. Böylece müjdeci geldiği zaman onu Yusuf’un gömleğini, onun babasının yüzüne sürdü. Görme hassası hemen geri döndü. Yâkub “Ben size demedim mi? Gerçekten, ben sizin bilmediğiniz şeyleri Allah’tan vahiy olarak biliyorum.” يَا أَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا إِنَّا كُنَّا خَاطِئِينَ ﴿٩٧﴾YÛSUF-97 Meâlleri Kâlû yâ ebânâstagfir lenâ zunûbenâ innâ kunnâ hâtıînhâtıîne. Yusuf kardeşleri şöyle dediler “Ey babamız! Bizim günahlarımız için mağfiret dile. Gerçekten biz, bilerek günah işleyenlerden olduk.”قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّيَ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ ﴿٩٨﴾YÛSUF-98 Meâlleri Kâle sevfe estagfiru lekum rabbî, innehu huvel gafûrur rahîmrahîmu. “Sizin için Rabbimden yakında mağfiret isteyeceğim. Muhakkak ki; O Gafur’dur, Rahîm’dir.” دَخَلُواْ عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُواْ مِصْرَ إِن شَاء اللّهُ آمِنِينَ ﴿٩٩﴾YÛSUF-99 Meâlleri Fe lemmâ dehalû alâ yûsufe âvâ ileyhi ebeveyhi ve kâledhulû mısra in şâallâhu âminînâminîne. Böylece Yusuf’un huzuruna girdikleri zaman, anne ve babasını kendi yanına aldı. Ve şöyle dedi “Allah’ın dilemesiyle emin güvende olarak Mısır’a girin.” وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّواْ لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَا أَبَتِ هَذَا تَأْوِيلُ رُؤْيَايَ مِن قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَقَدْ أَحْسَنَ بَي إِذْ أَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاء بِكُم مِّنَ الْبَدْوِ مِن بَعْدِ أَن نَّزغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ إِخْوَتِي إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِّمَا يَشَاء إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ ﴿١٠٠﴾YÛSUF-100 Meâlleri Ve rafea ebeveyhi alâl arşı ve harrû lehu succedâsucceden, ve kâle yâ ebeti hâzâ te’vîlu ru’yâye min kablu kad cealehâ rabbî hakkâhakkan, ve kad ahsene bî iz ahracenî mines sicni ve câe bikum minel bedvi min ba’di en nezegaş şeytânu beynî ve beyne ıhvetî, inne rabbî latîfun limâ yeşâu, innehu huvel alîmul hakîmhakîmu. Ve anne babasını tahtın üstüne çıkarttı. Ona secde ederek eğildiler. Yusuf şöyle dedi “Ey babacığım! Bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Rabbim onu hakikat kıldı gerçekleştirdi. Ve beni zindandan çıkardığı zaman bana en güzelini yaptı Benim için en güzelini dizayn etti. Ve şeytan, benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra sizi çölden getirdi. Muhakkak ki; benim Rabbim, dilediğine lütuf sahibidir. Alîm en iyi bilen ve Hakîm en iyi hüküm veren, hikmet sahibi olan muhakkak ki; “O” dur.”رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ ﴿١٠١﴾YÛSUF-101 Meâlleri Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîsehâdîsi, fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ vel âhırati, teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihînsâlihîne. “Rabbim bana mülk verdin. Ve olayların sözlerin, rüyaların tevîlini yorumunu bana öğrettin. Semaları ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin dostumsun. Beni müslüman Allah’a teslim-i küllî ile teslim olan olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat.”ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُواْ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ ﴿١٠٢﴾YÛSUF-102 Meâlleri Zâlike min enbâil gaybi nûhîhi ileyke, ve mâ kunte ledeyhim iz ecmaû emrehum ve hum yemkurûnyemkurûne. İşte bu sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Ve onlar, tuzak hazırlıyorken, işleri için karar verdikleri zaman, sen onların yanında değildin. وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ ﴿١٠٣﴾YÛSUF-103 Meâlleri Ve mâ ekserun nâsi ve lev haraste bi mu’minînmu’minîne. Ve sen onların mü’min olmalarını çok istesen bile, insanların çoğu mü’min olmazlar. وَمَا تَسْأَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ ﴿١٠٤﴾YÛSUF-104 Meâlleri Ve mâ tes’eluhum aleyhi min ecrecrin, in huve illâ zikrun lil âlemînâlemîne. Ve sen onlardan bir ücret istemiyorsun. O ancak âlemlere bir zikirdir. وَكَأَيِّن مِّن آيَةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ ﴿١٠٥﴾YÛSUF-105 Meâlleri Ve keeyyin min âyetin fîs semâvâti vel ardı yemurrûne aleyhâ ve hum anhâ mu’ridûnmu’ridûne. Semalarda ve yeryüzünde nice âyet delil vardır. Ve onlar, ondan o delilden yüz çevirerek yanından geçerler. وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللّهِ إِلاَّ وَهُم مُّشْرِكُونَ ﴿١٠٦﴾YÛSUF-106 Meâlleri Ve mâ yu’minu ekseruhum billâhi illâ ve hum muşrikûnmuşrikûne. Ve onların çoğu, şirk koşmadan Allah’a inanmazlar. أَفَأَمِنُواْ أَن تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِّنْ عَذَابِ اللّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ ﴿١٠٧﴾YÛSUF-107 Meâlleri E fe eminû en te’tiyehum gâşiyetun min azâbillâhi ev te’tiyehumus sâatu bagteten ve hum lâ yeş’urûnyeş’urûne. Bundan sonra Allah’ın azabından bir perdenin herşeyi örtüp kaplayan bir azabın gelmesinden veya onlar farkında olmadan o saatin o vaktin ansızın onlara gelmesinden gelmeyeceğinden emin mi oldular? قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَاْ وَمَنِ اتَّبَعَنِي وَسُبْحَانَ اللّهِ وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ﴿١٠٨﴾YÛSUF-108 Meâlleri Kul hâzihî sebîlî ed’û ilâllâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikînmuşrikîne. De ki “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ الْقُرَى أَفَلَمْ يَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَيَنظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ اتَّقَواْ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ ﴿١٠٩﴾YÛSUF-109 Meâlleri Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim min ehlil kurâ, e fe lem yesîrû fîl ardı fe yanzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, ve le dârul âhırati hayrun lillezînettekav, e fe lâ ta’kılûnta’kılûne. Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz şehirler halkının adamlarından başkasını göndermedik. Onlar yeryüzünde dolaşmazlar mı? Artık baksınlar! Onlardan öncekilerin akıbetleri sonları nasıl oldu? Ve takva sahipleri için ahiret yurdu mutlaka daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmiyor musunuz? حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُواْ جَاءهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَاء وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ ﴿١١٠﴾YÛSUF-110 Meâlleri Hattâ izâstey’eser rusulu ve zannû ennehum kad kuzibû câehum nasrunâ fe nucciye men neşâu, ve lâ yureddu be’sunâ anil kavmil mucrimînmucrimîne. Resûller, umutlarını kestikleri zaman ve hatta yalanlandıklarını zannettikleri bir sırada, onlara yardımımız geldi. Böylece dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azabımız mücrim kavimden geri döndürülmez. لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِّأُوْلِي الأَلْبَابِ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرَى وَلَكِن تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ﴿١١١﴾YÛSUF-111 Meâlleri Lekad kâne fî kasasıhim ibratun li ulîl elbâbelbâbi, mâ kâne hadîsen yufterâ ve lâkin tasdîkallezî beyne yedeyhi ve tafsîle kulli şey’in ve huden ve rahmeten li kavmin yu’minûnyu’minûne. Andolsun ki; onların kıssalarında ulûl’ elbab için sır sahipleri için bir ibret vardır. Uydurulan bir söz değildir ve lâkin onların ellerindekini tasdik eder ve herşeyi ayrı ayrı açıklar. Mü’min kavim için bir hidayet ve rahmettir. Yusuf Suresi Ramazan ayında en çok okunan surelerin başında geliyor. Yusuf Suresi İlk üç âyette bu sûredeki âyetlerin Kur’an-ı Kerîm’in âyetleri olduğu, Kur’an’ın Arap diliyle indirildiği ve bu sûrede kıssaların en güzelinin anlatılacağı bildirilmektedir. Bundan sonra 101. âyete kadar Hz. Yûsuf’un kıssası anlatılmıştır. Kıssada Hz. Yûsuf’un, kardeşleri tarafından kuyuya atılması, onu kuyudan çıkaran kafile tarafından Mısır’da köle olarak satılması, bir iftira sonucu cezaevine girmesi, Mısır kralının gördüğü rüyayı yorumlaması neticesinde cezaevinden çıkarılıp maliyeden sorumlu yüksek düzeyde yöneticiliğe getirilmesi, uzun süreli bir ayrılıktan sonra babası ve kardeşleriyle tekrar buluşması gibi konular ele alınmıştır. Daha sonraki âyetlerde ise müminlere müjde ve öğütler AYINDA YUSUF SURESİ OKUMANIN YARARLARI NELERDİR?Yusuf Suresi’nde özellikle erkeklere ve genel olarak kadına ve erkeğe pek çok öğüt verilmektedir. Hz. Yusuf’un başından geçen olaylar anlatılmakta ve bu olaylar karşısında ne denli sabırlı olduğuna odaklanılmalıdır. Hz. Yusuf kardeşleri tarafından kuyuya atılmıştır. Onu kuyudan çıkaran kafile ise, bir köle gibi Mısır'a satmıştır. Kralın eşi Hz. Yusuf'tan çok hoşlanmış ve ona yaklaşmak istese dahi Yusuf buna müsaade etmemiştir. Reddedilen kadın, Hz. Yusuf'a iftira atmış ve Yusuf kendisini zindanda bulmuştur. Mısır kralının görmüş olduğu bir rüyayı tabir etmesinden sonra bu zindandan çıkarılmıştır. Tüm bu süreç içerisinde ise her zaman Allah’a Suresi’ni okumak ve anlamak zaten oldukça önemlidir. Özellikle sure Ramazan ayında gerçekten anlayarak okunduğunda kişi büyük bir aydınlanma yaşayacaktır. Yusuf Suresi’nin genel konusuna baktığımızda görüyoruz ki, kişi kendi namusundan ve kendi nefsinden sorumludur. Mısır Kralının eşi her ne kadar Yusuf’a yakınlaşmış ve pek çok açık kapı bırakmış olsa dahi, Yusuf bunun günah olduğunun bilincindedir. Yani her ne kadar karşısındaki kadından ilgi ve alaka görmüş olsa da kendi nefsine hakim olmuş, gözlerini yere eğmiş ve kadından AYINDA YUSUF SURESİ OKUMANIN FAZİLETLERİ NELERDİR?Sıkıntıdan ve bir sınanmadan geçen kul yalnız Allah'a sığınmalıdır. Tıpkı Yusuf Peygamber'in yaptığı gibi sabretmeli ve Allah'tan yardım istemelidir. Günaha açık olan bir kapıdan geçmek yerine bununla baş etmeli ve ancak kendi nefsini kontrol etmelidir. Ramazan ayı içerisinde Allah’ın tüm dilek kapılarının açık olduğuna inanılır. Kişi Yusuf Suresi içerisindeki ayetleri en doğru ve anlaşılır bir şekilde okumalıdır. Sadece okumakla yetinmemeli ve bunu yaşadığı hayat boyunca bir öğüt gibi tövbe ederek Yusuf Suresi’ni Ramazan ayında okuyan kişi Allah’ın kendisine vaat ettiği nimetlere kolay erişim sağlar. Herhangi bir hastalığı varsa şifasını bulur, herhangi bir iftiraya uğramışsa gerçek tez zamanda ortaya çıkar, ihanete uğramışsa Allah kulunun gönlünü ferah tutar ve tüm bunlardan onu arındırır. Kulun içerinde bir intikam hissiyatı varsa, bunu gerçekleştirmek yerine Allah’a sığınmalı ve bu düşüncesinden bir an önce vazgeçmelidir. Hesap yalnız Allah’a verilir ve cezasını da yalnız Allah SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU1. Elif lam ra tilke ayatül kitabil mübın2. İnna enzelnahü kur'anen arabiyyel lealleküm ta'kılun3. Nahnü nekussu aleyke ahsenel kasası bima evhayna ileyke hazel kur'ane ve in künte min kablihı le minel ğafilın4. İz kale yusüfü li ebıhi ya ebeti innı raeytü ehade aşera kevkebev veş şemse vel kamera raeytühüm li sacidın5. Kale ya büneyye la taksus rü'yake ala ıhvetike fe yekıdu leke keyda inneş şeytane lil insani adüvvüm mübın6. Ve kezalike yectebıke rabbüke ve yüallimüke min te'vilil ehadısi ve yütimmü nı'metehu aleyke ve ala ali ya'kube kema etemmeha ala ebeveyke min kablü ibrahıme ishak inne rabbeke alımün hakım7. Le kad kane fı yusüfe ıhvetihı ayatül lis sailın8. İz kalu le yusüfü ve ehuhü ehabbü ila ebına minna ve nahnü usbeh inne ebana le fı dalalim mübın9. Uktülu yusüfe evitrahuhü erday yahlü leküm vechü ebıküm ve tekunu mim ba'dihı kavmen salihıyn10. Kale kailüm minhüm la taktülu yusüfe ve elkuhü fı ğayabetil cübbi yeltekıthü ba'düs seyyarati in küntüm faılın11. Kalu ya ebana ma leke la te'menna ala yusüfe inna lehu lenasihun12. Ersilhü meana ğadey yerta' ve yel'ab ve inna lehu lehafizun13. Kale innı le yahzününı en tezhebu bihı ve ehafü ey ye'külehüz zi'bü ve entüm anhü ğafilun14. Kalu le in ekelehüz zi'bü ve nahnü usbetün inna izel le hasirun15. Fe lemma zehebu bihı ve ecmeu ey yec'aluhü fı ğayabetil cübb ve evhayna ileyhi le tünebbiennehüm bi emrihim haza ve hüm la yeş'urun16. Ve cau ebahüm ışaey yebkun17. Kalu ya ebana inna zehebna nestebiku ve terakna yusüfe ınde metaına fe ekelehüz zi'b ve ma ente bi mü'minil lena ve lev künna sadikıyn18. Ve cau ala kamısıhı bi demin kezib kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra fe sabrun cemıl vallahül müsteanü ala ma tesıfun19. Ve caet seyyaratün fe erselu varidehüm fe edla delveh kale ya büşra haza ğulam ve eserruhü bidaah vallahü alımün bi ma ya'melun20. Ve şeravhü bi semenim bahsin derahime ma'dudeh ve kanu fıhi minez zahidın21. Ve kalellezişterahü mim mısra limraetihı ekrimı mesvahü asa ey yenfeana ev nettehızehu veleda ve kezalike mekkenna li yusüfe fil erdı ve li nuallimehu min te'vılil ehdıs vallahü ğalibün ala emrihı ve lakinne ekseran nasi la ya'lemun22. Ve lemma beleğa eşüddehu ateynahü hukmev ve ılma ve kezalike neczil muhsinın23. Ve ravedethülletı hüve fı beytiha an nefsihı ve ğallekatil ebvabe ve kalet heyte lek kale meazellahi innehu rabbı ahsene mesvay innehu la yüflihuz zalimun24. Ve le kad hemmet bihı ve hemme biha lev la er raa bürhane rabbih kezalike li nasrife anhüs sue vel fahşa' innehu min ıbadinel muhlesıyn25. Vestebekal babe ve kaddet kamısahu min dübüriv ve elfeya seyyideha ledel bab kalet ma ceazü men erade bi ehlike suen illa ey yüscene ev azabün elım26. Kale hiye ravedetnı an nefsı ve şehide şahidüm min ehliha in kane kamısuhu kudde min kubulin fe sadekat ve hüve minel kazibın27. Ve in kane kamısuhu kudde min dübürin fe kezebet ve hüve mines sadikıyn28. Felemma raaa kamısahu kudde min dübürin kale innehu min keydikünn inne keydekünne azıym29. Yusüfü a'rıd an haza vestağfirı li zembik inneki künti minel hatıın30. Ve kale nisvetün fil medınetimraetül azızi türavidü fetaha an nefsih kad şeğafeha hubba inna leneraha fı dalalim mübın31. Felemma semiat bi mekrihinne erselet ileyhinne ve a'tedet lehünne müttekeev ve atet külla vahıdetim minhünne sikkınev ve kaletıhruc aleyhinn felemma raeynehu ekbernehu ve katta'ne eydiyehünne ve kulne haşe lillahi ma haza beşera in haza illa melekün kerım32. Kalet fe zalikünnellezı lümtünnenı fıh ve le kad ravedtühu an nefsihı festa'sam ve leil lem yef'al ma amürruhu le yüscenenne ve leyekunem mines sağırın33. Kale rabbis sicnü ehabbü ileyye mimma yed'unenı ileyh ve illa tasrif annı keydehünne asbü ileyhinne ve eküm minel cahilın34. Festecabe lehu rabbühu fe sarafe anhü keydehünn innehu hüves semıul alım35. Sümme beda lehüm mim ba'di ma raevül ayati le yescününnehu hatta hıyn36. Ve dehale meahüs sicne feteyan kale ehadühüma innı eranı a'sıru hamra ve kalel aharu innı eranı ahmilü fevka ra'sı hubzen te'külüt tayru minh nebbi'na bi te'vılih inna nerake minel muhsinın37. Kale la ye'tiküma taamün türzekanihı illa nebbe'tüküma bi te'vılihı kable ey ye'tiyeküma zaliküma mimma alemenı rabbı innı teraktü millete kavmil la yü'minune billahi ve hüm bil ahırati hüm bil ahırati hüm kafirun38. Vetteba'tü millete abai ibrahıme ve ishaka ve ya'kub ma kane lena en nüşrike billahi min şey' zalike min fadlillahi aleyna ve alen nasi ve lakinne ekseran nasi la yeşkürun39. Ya sahıbeyis sicni e erbabüm müteferrikune hayrun emillahül vahıdül kahhar40. Ma ta'büdune min dunihı illa esmaen semmeytümuha entüm ve abaüküm ma enzelellahü biha min sültan inil hukmü illa lillah emera ella ta'büdu illa iyyah zaliked dınül kayyimü ve lakinne ekseran nasi la ya'lemun41. Ya sahıbeyis sicni emma ehadüküma fe yeskıy rabbehu hamra ve emmel aharu fe yuslebü fe te'külüt tayru mir ra'sih kudıyel emrullezı fıhi testeftiyan42. Ve kale lillezı zanne ennehu nacim minhümezkürnı ınde rabbike fe ensahüş şeytanü zikra rabbihı fe lebise fis sicni bid'a sinın43. Ve kalel melikü innı era seb'a bekaratin simaniy ye'külühünne seb'un ıcafüv ve seb'a sümbülatin hudriv ve uhara yabisat ya eyyühel meleü eftunı fı rü'yaye in küntüm lir rü'ya ta'bürun44. Kalu adğasü ahlam ve ma nahnü bi te'vılil ahlami bi alimın45. Ve kalellezı neca minhüma veddekera ba'de ümmetin ene ünebbiüküm bi te'vılihı fe ersilun46. Yusüfü eyyühes sıddıku eftina fı seb'ı bekaratin simaniy ye'külününne seb'un ıcafüv ve seb'ı sümbülatin hudriv ve ühara yabisatil leallı erciu ilen nasi leallehüm ya'lemun47. Kale tezraune seb'a sinıne deeba fe ma hasadtüm fezeruhü fı sümbülihı illa kalılem mimma te'külun48. Sümme ye'tı mim ba'di zalike seb'un şidadüy ye'külne ma kaddemtüm lehünne illa kalılem mimma tuhsınun49. Sümme ye'tı mim ba'di zalike amün fıhi yüğasün nasü ve fıhi ya'sırun50. Ve kalel melikü'tunı bih fe lemma caehür rasulü kalercı'ila rabbike fes'elhü ma balün nisvetillatı katta'ne eydiyehünn inne rabbı bi keydihinne alım51. Kale ma hatbükünne iz ravedtünne yusüfe an nefsih kulne haşe lillahi ma alimna aleyhi min su' kaletimraetül azızil ane hashasal hakku ene ravedtühu an nefsihı ve innehu le mines sadikıyn52. Zalike li ya'leme ennı lem ehunhü bil ğaybi ve ennellahe la yehdı keydel hainın53. Ve ma überriü nefsı innen nefse le emmaratüm bis sui illa ma rahıme rabbı inne rabbı ğafurur rahıym54. Ve kalel melikü'tunı bihı estahlıshü li nefsı fe lemma kellemehu kale innekel yevme ledeyna mekınün emın55. Kalec'alnı ala hazainil ard innı hafıyzun alım56. Ve kezalike mekkenna li yusüfe fil ard yetebevveü minha haysü yeşa' nüsıybü bi rahmetina men neşaü ve la nüdıy'u ecral muhsinın57. Ve le ecrul ahırati hayrul lillezıne amenu ve kanu yettekun58. Ve cae ıhvetü yusüfe fe dehalu aleyhi fe arafehüm ve hüm lehu münkirun59. Ve lemma cehhezehüm bi cehazihim kale'tunı bi ehıl leküm min ebıküm ela teravne ennı ufil keyle ve ene hayrul münzilın60. Fe il lem te'tunı bihı fe la keyle leküm ındı ve la takrabun61. Kalu senüravidü anhü ebahü ve inne le faılun62. Ve kaleli fityanihic'alu bidaatehüm fı rihalihim leallehüm ya'rifuneha izenkalebu ila ehlihim leallehüm yarciun63. Fe lemma raceu ila ebıhim kalu ya ebana münia minnel keylü fe ersil meana ehana nektel ve inna lehu lehafizun64. Kale hel amenüküm aleyhi illa kema emintüküm ala ehıyhi min kabl fellahü hayrun hafizav ve hüve erhamür rahımın65. Ve lemma fetehu metaahüm vecedu bidaatehüm ruddet ileyhim kalu ya ebana ma nebğıy hazihı bidaatüna ruddet ileyna ve nemıru ehlena ve nahfezu ehana ve nezdadü keyle beıyr zalike keylüy yesır66. Kale len ürsilehu meaküm hatta tü'tuni mevsikam minellahi lete'tünnenı bihı illa ey yühata biküm fe lemma atevhü mevsikahüm kalellahü ala ma nekulü vekıl67. Ve kale ya beniyye la tedhulu mim babiv vahıdiv vedhulu min ebvabim müteferrikah ve ma uğnı anküm minellahi min şey' inil hukmü illa lillah aleyhi tevekkelt ve aleyhi fel yetevekkelil mütevekkilun68. Ve lemma dehalu min haysü emerahüm ebuhüm ma kane yuğnı anhüm minellahi min şey'in illa laceten fı nefsi ya'kube kadaha ve innehu le zu ılmil lima allemnahü ve lakinne ekseran nasi la ya'lemun69. Ve lemma dehalu ala yusüfe ave ileyhi ehahü kale innı ene ehuke fe la tebteis bima kanu ya'melun70. Fe lemma cehhezehüm bi cehazihim ceales sikayete fı rahli ehıyhi sümme ezzene müezzinün eyyetühel ıyru inneküm le sarikun71. Kalu ve akbelu aleyhim maza tefkıdun72. Kalu nefkıdü suvaal meliki ve li men cae bihı hımlü beıyriv ve ene bihı zeıym73. Kalu tellahi le kad alimtüm ma ci'na li nüfside fil erdı ve ma künna sarikıyn74. Kalu fe ma cezaühu in küntüm kazibın75. Kalu cezaühu mev vücide fı rahlihı fe hüve cezaüh kezalike necziz zalimın76. Fe bedee bi ev'ıyetihim kable viai ehıyhi sümmestahraceha min viai ehıyh kezalike kidna li yusüf ma kane li ye'huze ehahü fı dınil melikı illa ey yeşaellah nerfeu deracatim men neşa' ve fevka külli zı ılmin alım77. Kalu iy yesrık fe kad seraka ehul lehu min kabl fe eserraha yusüfü fı nefsihı ve lem yübdiha lehüm kale entüm şerrum mekana vallahü a'lemü bima tesıfun78. Kalu ya eyyühel azızü inne lehu eben şeyhan kebıran fe huz ehadena mekaneh inna nerake minel muhsinın79. Kale meazellahi en ne'huze illa mev vecedna metaana ındehu inna izel le zalimun80. Fe lemmestey'esu minhü halesu neciyya kale kebıruhüm e lem ta'lemu enne ebaküm kad ehaze aleyküm mevsikam minellahi ve min kablü ma ferrattüm fı yusüf fe len ebrahal erda hatta ye'zene lı ebı ev yahkümellahü lı ve hüve hayrul hakimın81. İrciu illa ebıküm fe kulu ya ebana innebneke serak ve ma şehidna illa bima alimna ve ma künna lilğaybi hafizıyn82. Ves'elil karyetelletı künna fıha vel ıyralletı akbelna fıha ve inna lesadikun83. Kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra fe sabrun cemıl asellahü ey ye'tiyenı bihim cemıa innehu hüvel alımül hakım84. Ve tevella anhüm ve kale ya esefa ala yusüfe vebyaddat aynahü minel huzni fe hüve kezıym85. Kalu tellahi tefteü tezküru yusüfe hatta tekune haradan ev teküru yusüfe hatta tekune haradan ev tekune minel halikın86. Kale innema eşku bessı ve huznı ilellahi ve a'lemü minellahi ma la ta'lemun87. Ya beniyyezhebu fe tehassesu miy yusüfe ve ehıyhi ve la tey'esu mir ravhıllahi illel kavmül kafirun88. Fe lemma dehalu aleyhi kalu ya eyyühel azızü messena ve ehlened durru ve ci'na bi bidaatim müzcatin fe evfi lenel keyle ve tesaddak aleynav innellahe yeczil mütesaddikıyn89. Kale hel alimtüm ma fealtüm bi yusüfe ve ehıyhi iz entüm cahilun90. Kalu einneke le ente yusüf kale ene yusüfü ve haza ehıy kad mennellahü aleyna innehu mey yettekı ve yasbir fe innellahe la yüdıy'u ecral muhsinın91. Kalu tellahi le kad aserakellahü aleyna ve in künna le hatıın92. Kale la tesrıbe aleykümül yevm yağfirullahü leküm ve hüve erhamür rahımın93. İzhebu bi kamısıy haza fe elkuhü ala vechi ebı ye'ti besıyra ve'tunı bi ehliküm ecmeıyn94. Ve lemma fesaletil ıyru kale ebuhüm innı le ecidü rıha yusüfe lev la en tüfennidun95. Kalu tellahi inneke le fı dalalikel kadım96. Fe lemma en cael beşıru elkahü ala vechihı fertedde besıyra kale elem ekul leküm innı a'lemü minellahi ma la ta'lemun97. Kalu ya ebanestağfir lena zünubena inna künna hatıın98. Kale sevfe estağfiru leküm rabbı innehu hüvel ğafurur rahıym99. Fe lemma dehalu ala yusüfe ava ileyhi ebeveyhi ve kaledhulu mısra in şaellahü aminın100. Ve rafea ebeveyhi alel arşi ve harru lehu sücceda ve kale ya ebeti haza te'vılü rü'yaye min kablü kad cealeha ribbı hakka ve kad ahsene bı iz ahracenı mines sicni ve cae biküm minel bedvi mim ba'di en nezeğaş şeytanü beynı ve beyne ıhvetı inne rabbı latıyfül lima yeşa' innehu hüvel alımül hakım101. Rabbi kad ateytenı minel mülki ve allemtenı min te'vılil ehadıs fatıras semavati vel erdı ente veliyyı fid dünya vel ahırah teveffenı müslimev ve elhıknı bis salihıyn102. Zalike min embail ğaybi nuhıyhi ileyk ve ma künte ledeyhim iz ecmeu emrahüm ve hüm yemkürun103. Ve ma ekserun nasi ve lev haraste bi mü'minın104. Ve ma tes'elühüm aleyhi min ecr in hüve illa zikrul lil alemın105. Ve keeyyim min ayetin fis semavati vel erdı yemürrune aleyha ve hüm anhü mu'ridun106. Ve ma yü'minü ekseruhüm billahi illa ve hüm müşrikun107. E fe eminu en te'tiyehüm ğaşiyetüm min azabillahi ev te'tiyehümüs saatü bağtetev ve hüm la yeş'urun108. Kul hazihı sebılı ed'u ilellahi ala besıyratin ene ve menittebeanı ve sübhanellahi ve ma ene minel müşrikın109. Ve ma erselna min kablike illa ricalen nuhıy ileyhim min ehlil kura e fe lem yesıru fil erdı fe yenzuru keyfe kane akıbetüllezıne min kablihim ve la darul ahırati hayrul lillezınettekav e fe la ta'kılun110. Hatta izestey'eser rusülü ve zannu ennehüm kad küzibu caehüm nasruna fe nücciye men neşa' ve la yüraddü be'süna anil kavmil mücrimın111. Le kad kane fı kasasıhum ıbratül li ülil elbab ma kane hadısey yüftera ve lakin tasdıkallezı beyne yedeyhi ve tefsıyle külli şey'iv ve hüdev ve rahmetel li kavmiy yü'minunYUSUF SURESİ’NİN KISACA TEFSİRİBu ayetler gelişigüzel söylenmiş sözler değildir. Her biri Allah'ın Peygamber Efendimize tebliğ ettiği ve biz insanlara iletmesi gereken sözlerdir. Bu yüzden Kuran'ın kutsal bir kitaptır. Kuran'ın Araplara indirilmiş olmasının bazı sebepleri vardır. Bölgenin coğrafî, sosyolojik, psikolojik konumu ve insanların genel tutumu bunda büyük rol oynamaktadır. Tehlikeli işlere atılan, temizliğine ve titizliğine özen göstermeyen, kadınlara hürmeti olmayan bu toplumun değişmesi gerekiyordu. Ayrıca Kuran’ın Arapça indirilmesinin en büyük sebebi de Peygamberin onlar arasında yaşan iyi, temiz ve güzel bir insan Arapça indirildiğinden dolayı sureleri Arapça okumak diye bir kural söz konusu değildir. Çünkü kitabın asıl amacı anlayarak okumaktır. Yani eğer tam olarak Arapçaya hakim değilseniz ve anlamadan okuyorsanız; okuduğunuz sure sizin için hiçbir şey ifade etmez. Okurken özellikle Yusuf Peygamber’in başına gelen olaylara odaklanmalı ve bu olaylar karşısında nasıl bir tutum sergilediğini unutmamalısınız. Her ne kadar kardeşleri tarafından kuyuya atılsa da onlardan intikam almamış, kralın karısı kendisine yanaştığında nefsine yenik düşmemiş, üzerine iftira atıldığında sabırla beklemiş ve yalnızca Allah’a sığınmıştır.

yusuf suresi 100 ayet okunuşu