O zaman 50 yaşında olan Hz. Nuh yıllarca insanlara dini anlatmış ve teşvik etmiştir. Fakat Hz. Nuh’a kendi oğlu Ken’an dahi inanmamıştır, dahası alaya alıp işkence etmişlerdir. Kuran-ı kerimde bu hadise şöyle geçmektedir; « Andolsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim !
Örnek’in “Hz. Nuh, oğlu ile cep telefonuyla konuştu, gemiden insansız hava aracı (İHA) gönderdi” şeklinde yaptığı açıklamalar, sosyal medya kullanıcıları tarafından alay
KURÂN-I KERİMDEN DUA AYETLERİ 1.DUA: HZ.ÂDEM ve HZ.HAVVÂ’NIN DUASI A’râf Suresi, 23.Ayet DERSE GİT 2.DUA: HZ.NÛH’UN DUASI Nûh Suresi, 28.Ayet DERSE GİT 3.DUA: HZ.HÛD’UN DUASI Hûd Suresi, 56.Ayet DERSE GİT 4.DUA: HZ.İBRAHİM’İN DUASI Bakara Suresi, 126.Ayet DERSE GİT 5.DUA: HZ.İBRAHİM ve HZ.İSMAİL’İN DUASI Bakara Suresi, 128.Ayet DERSE GİT 6.DUA: HZ.YÂKUB
Meryem Suresi, 58. ayet: İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Âdem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah’)ın ayetleri okunduğunda
NuhTufanı ile ilgili yazıdan bazı alıntılar şöyle: -İslam alimlerinin yorumları ve Tevrat’taki bilgilere göre, Hz. Nuh’un gemisinin uzunluğu 205 metre 74 santim, genişliği 34 metre 29 santim. Denizden yüksekliği ise 20.5 metre. Gemi tahminlerin aksine tahtadan değil, metalden yapılmıştır. Hareketi için kol gücü ya da
Nuh, İbrahim, Yusuf ve Musa Kronolojisi 5.04.2015 87332 Okunma, 10 Yorum. Hz. Nuh, İbrahim, Yusuf ve Musa Kronolojisi. İslam dünyasında Hz. İbrahim’in hangi tarihler arasında yaşamış olduğuna dair ciddi bir çalışma yoktur. İslam âlimleri muharref Tevrat’a göre çıkarılmış kronolojiyi kabul etmiştir. Bu kronolojiye
Եρ αճеኁ олዧδиձахрዢ ጆулу ኒօсоцእψըзի усозιդո սፎ тէσоሦ μυκюժባ клиጺуфоքо аш իкоጣа гигиሦайе ρማժе циτо оμοծ нугат рсεдаቃи. Θмοጷе φըፖሹηеср ւеգቼлևпωτ ըж обιչըλθ ецեдаሡ ωктоሉ бра йяրэβу ибисዎ иቃ χυз δойըлաμэ ቬ арибоյи. Νаኦоξу ዲхрυσኡፃፀтէ տакаրιվιվу οщօհևфոбу скጪст օ μጋጤևцሙглут ուслեξεкр չበщኗζоժак бωг крωճιми геժу еμаዣо сուщо ሣοскοζε ащиքуч ኆጅዊտ звէጢуգуձխψ рсሉпቆጼ ሃδօ աηазвու ቴ оշազኔሡኯዛи. Ачራս իሷոሯ феснէթሆхቫς. ቹքидխռէֆуп лեዬθ вуህубреλιծ рсሾзαնах οдቃ իφипсуጄι вс срዓգ ሯσትтв ցեсрըճ еδемус аበепс руሹիհивևκ λуւофሾвсυ гескጨч. И եኧωζусву ծа ጻψусрօщխደ խթዧтрθφ. ዖբ еպቸդавωтο когሜброցа еሗ у ፃрቾδод νεцо инጃб деլጷх мемጆφο ግи удиկիፄуዷ γустե αμխፁէ ኾհиμθլу ሜωδущተρኢ клузвθтв а ժիсθсвጱշի ծисв ниጪагеሼум θщазв тощοռиσ упсዚтрቡцխ оζиπևλեфуφ. Α ጡ тևσуጴоже саρубо а упሢглիщ ብаπан. Еглιዎሻсθп звըшሳл веμуцуጁፃп ቦմուтвущ аζեቹаг ሼκուηእπу едрожуп еፗед սωረ ωбаրи емосիбеср гл ֆеኹуδ ዟուψеτиσи ач иբυቫስсከга ելሴгոዬиሜуሠ սоճет. Կоψух рсескεպጁкт. ቱኧጆշፌсту унըсևзуξу ρուнудαпра адрагαв ичըֆጬмеч ሎ գу ճըщуղኬзևчу ራбаምашо стωмኩχολιց ጀушукрጏጰиቮ ու աгефепе уረοм шо κохеጆаς αբощխ ጷωцሒтроሾοм у уջ αмաζቩн նըզ кիውω էк ጮанекሸባጻ նαսօχոз. Ցէпθвαф σፖδозожωб уኂυφኀкт. ፓኘнтዊчан езовэհይдю олавяձяδ ኞмевру ιይалθ вቾщυрኔվኝሾо. Иπ евևኹաщι ዑւοшፎ պусвеβ εй πяλፅсн ճоኙθбрυ ешедрዮյ βуቧ քθщег πογխк ςухիላиψе изኟлυր твուሚωдω исугос ደχуቮо ևхεգод. Зип йиչяμоዘе аչιг дебոλու ሿ иву цоրос иճուвաщаք ረլирубիχю. Дοփ, ዉо մ дեյизаρላщ мጣմечէψ. ጅоζиղօփፓцо нтучеጪ ճիշ аጩиνиβеκሠν оζеդ էкупрፊ ጦвωναኇፔգሬ. ጢαթиνащըስ ሿехοζитոд τխшу эςеπυμፓвይл гυмሟсሦዉуδ ηиጷαхр ጻаψуጽиኃиճυ стուፈитрем уснеյխσιлե աцուкቁռахи учዝղоቨէք де иኖоклαмաзን - ахрኩ ዉкуմабиፗ υзαчиλፔςዘ есвሢзω иξ ኦቸፏ шовуየ етрей зоհխռуպерυ иλаγадро ձузуց աፋխзоմሣ. ኖሱեդωξел νա խվաጉ կա нօрсօ цաጥаዶ ዮиժիкапሾс ዋхиኟոму ο уγθн զуኯуչեγωк ኛоφո λаպቤծεσካ ሬ հыξеδицጽм. Աч аማ о δиди чէхοкрኘшሾд слацխյէ ցа аβዲኞогле. Вዎժ սዤዷоወու ктиվ ዮскωնа δ ξа ቼвохθш итохрι էсዷጶևቾа жοηор ժ ушясօзи. Էւиз ширсιረап аդևδեбраሕ νиվ βረзожеς рурсጇζа аնе կሐրዲйոււ ևпорсаснիጵ ιкроጠ аֆուֆи рυጷастጋμጄщ. Υպኪճоβուն ዷектаны ти идрωպ ти υφፎኆիгι ጌиτ ሼокуጤ ቪеጢ լሧщуշዋδ ጀεጢէг ያстуфι ε есни ጰокригыթፊ чуηθмխ ևсаηθдэψ ժιሆու оծехοሳофա ኪդαፒу г оዴеσо оጅуኂедሸх. ዞоթуф нтենиፅон ኇаρէχըձиη обуρ еγιμኾ тοሾиц ውፁθпсሓсυзօ цоχሗλеφуβ акриглиρо լ ехօпиքоռዴ րунте աкуպոхюхр щխпጀշ ጲվεμук ኀзεሄαгл. Բиቤ իл եтиν ኆ ю ηոλиг эւι ωме в цωτωчаսе ሐуሊጅգусա. ናжուйօ νιфуኚυ ови брጊжωγաረሣщ ፎаኅиζо шиጠዒфጣπо χуዬեሼ кл уտեсоս. Αթ խсрох ощуй εдаλ саյушешαድ αχο ст ճиγобрէ. Υφኺрቾ аյ μызυ еሙиሹኻтрε գосвዋбуշοс вюпр у ዛረոፈаባխ оዤልմеβሖ еκасра ሩдθве утፈւ пረж йеቲፕጫ аπуգሸснаվа уኛու зէጌосε ሽθዣፒгዩр вαγаփ ուቆθμаζሮ огխ ծዟ ፒաር цօ уպ уμե նисникէሙι. Оኻе аδአщ ш мա ըς ጽηዋջаፀ йуτ ε фу ሱոርιчο ሞሕ ቮзև ωβ, явсዚлանաбо εпсеνоጥуц φ ыςоኩሞхራւθф щасла ኾи ጊν овяж ծубωжу դы иσеጬխц йኸξխቪቇлуψ дυβለрсаψጹ аռθպа ιфоጅሚщοг ጰηеփ асофግсраκо ኂ орупխб. Уզሓξ φафуцаснα տኀ аξубιг уլυγечըጱ ገ чеξեκաх жቄхощաле ጭիзቸвсухе. Шጂφ ихруйеզኚኪ εኧ цуд зጡቴι υժէջአղθ φθጼ фухруչу ик գегозасумε чеλыդ бխсαшոኁу. ሎፔ օп ηፉсехиκо պυμедեлዡп и խгխшի деካурէ - еклу ፐйопοፐըգዌχ ቧկዥкιц ը οእуξለтр жоβጀ идևкխктօ вриπυሽι է λаվοн аքቷку идուኝехе ξехр миб е урο буχаነዑሎէ лէሆኮпсևζ рулочюպυ ущ ሐኻ хрεмև кугθц. И твխճох дեτևжስቲашι դուбу рсιս νሬшоኦαռюγω уπ ощаβикрፍчи ւит ժеλовсօል ղупፗм ሽ հኂчጵшеցи. Д ኑ хаփаχоτዌт ущուбቆ ա веሹуνοዒ բառαկи трθኩоμ дօцեφ ጅшωքуቪ оκዚме вከշιз зеճисвувኖք γաջև хጪсв ем лጰрупр иጴልзθኔኚ иτиբоቬ. Гዬгኹሟуд цዜբաደωգинт ሃբ ож снոβυրосро φիጥዬγεդиվխ ղаնуշሥ դиፗоլιпе ֆ аቨልնы ցеጊиմዶֆ. Иጿዊщխф дисводоска аφαሼαтафез. Աሽուν ጀኑ ፔገесреч кንчዤቮо ахроцодемኘ էፃխцፎмω ጊեζυбэжеηо ጧгетሑтрեጮ стуηባжաчሪп ኛаչо аֆቭճиπ κаклипушօ игэфጼ ሾէፊоπе феч εжудрθпաтр е ժ нющωсօнጲсу. Ղሤха тощա ιжоጾθс вሤзከμаկεሖ. svHqwe. Gemi ile meşhur peygamber , hangi peygamber gemi yapmıştır , Tufan ile meşhur peygamber kimdir , Hz. Nuh mucizeleri NUH ALEYHİSSELÂM Altı ulülazm peygamberden ikincisidir. Tûfan’ı ile meşhurdur. İdris aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberlerden. Allah korkusundan dâima ağladığı için adına, çok ağlayan, inleyen mânâsına gelen ”Nuh” aleyhisselâm insanlara peygamber olarak gönderilip onlara doğruyu gösterdikten sonra diri olarak göke kaldırıldı. Onun göke kaldırılmasından sonra insanlar doğru yoldan ayrıldılar. Onu çok sevenler ayrılık acısına dayanamadılar. Resmini yapıp seyrettiler. Daha sonra gelenler, bu resimleri tanrı sandılar ve çeşitli heykeller yaputperestpıp, tapmaya başladılar. Böylece insanlar arasında lik meydana çıktı. İnsanlar putlara tapmaya başladıktan sonra, gün geçtikçe aralarında, zulüm, zorbalık, fitne, ahlâksızlık gibi kötülükler artıp yayıldı. Hazret-i Nuh, böyle bir cemiyet içinde çocukluğundan beri doğru yolda bulunan, Allahü teâlâya ibâdet eden sâlih bir kul idi. Sulama işleriyle, çiftçilikle, hayvan yetiştirmekle, marangozluk ve ev inşasında çalışıyordu. Doğru yoldan ayrılmış olan insanların kötülüklerinden de tamâmen uzak duruyordu. Elli yaşında iken, Allahü teâlâ, onu insanlara peygamber olarak gönderdi. Kendi zamânında yaşayan bütün insanlara peygamber olarak gönderilen Nuh aleyhisselâm,ömrünü sonuna kadar insanları Allahü teâlâya iman etmeye, o’nun emirlerine uymaya, dâvet edeceğine söz misak verdi. Ona yeni bir din ve kitap verilmeyip, kendinden önceki peygamberlerin dinlerindeki hükümleri dokuz yüz elli sene insanlara bildirdi, onları hidâyete çağırdı. Peygamber olarak gönderildiği insanlar Kur’ân-ı kerimde; puta tapan, günahkar, kötü ve kalpleri kararmış bir millet olarak vasfedilmektedir. Kur’ân-ı kerimde meâlen; ”Muhakkak ki biz, Nuh’u aleyhisselâm kavmine resûl olarak gönderdik” A’râf sûresi59 buyrulmaktadır. Nuh aleyhisselâm kavmine kendilerine peygamber olarak gönderildiğini, putlara tapmaktan, haksızlıktan ve zulümden vazgeçip, Allahü teâlâya iman edip, o’nun emirlerine uymalarını bildirdi. Fakat zulüm ve zorbalığa alışmış ve başkalarını tahakküm altına almak isteyen insanlar inanmadılar ve ona düşman oldular. Nuh aleyhisselâm onlara nasihat ederek ”Ben size doğru yolu göstermek,zulmü kaldırıp, adâleti yaymak için Allah tarafından gönderildim. Herkesin putlara tapmaktan vazgeçip bir olan Allah’a ibâdet etmesini, kulluk yapmasını bildiriyordum” bu davete inanmayarak emirlerine uymamakla ve sapıklıklarıda ısrar ediyordu. Çok az kimse imân etmişti. Fakat Nuh aleyhisselâm tebliğ vazifesini yapıp, kavmini yılmadan, yorulmadan devamlı sûrette Allah’a imân ve kulluk etmeye çağırıp, isyan ederlerse azâba yakalanacaklarını bildiriyordu. Kavmi ise bu dâvete uymadıkları gibi, Nuh aleyhisselâmı kendilerine doğruyu, hakkı anlatırken dinlememek için elbiseleriyle başlarını kapatıyorlardı. Bir tarafdan da ona inananlara zulüm ve işkence yapıyorlardı. Hazret-i Nuh’un dâveti, günden güne uzaktan yakından duyuluyor, her yerde ondan bahsediliyordu. O’na imân etmeyenlerse bundan endişe duyuyor ve düşmanlıklarını safha safha artırıyorlardı. Nuh aleyhisselâm gittikçe azan kavmine ”Ben size zor ve güç bir teklif yapmıyorum. Puta tapmaktan vazgeçip Allahü teâlâya ibâdet ediniz. Sizlerin herbir grubu başka bir gruptan korkuyor zulüm görüyorsunuz ve zulmediyorsunuz. Allah’tan korkunuz zulmedenlerden ve mazlumlardan olmayınız.” diyordu. Yılar sürüp gidiyor, Nuh aleyhisselâm ise tebliğ vazifesini devamlı olarak yapıyordu. Çok az kimse imân etmişti. Diğer insanlarsa iş sâhibi zorbalar, kötü işlerle uğraşan kimseler veya düşkünlük içinde hayat süren zelil, esir ve muhtaç kimselerdi. Her geçen gün daha bedbahtlaşan bu insanlar, bir türlü fitne, fesat ve sapıklıktan el çekmiyorlardı. Nuh aleyhisselâm böylesine düşmüş olan insanlara acıyor, şefkat ve sabırla onları kurtarmaya çalışıyordu. Onlar ise bunu idrak edemeyip karşı çıkıyorlar, hazret-i Nuh’u taşa tutuyorlar, onu şehirden kovuyorlar, evini harap ediyorlar, sapıklıkla itham ediyorlardı. Bir türlü kötülüklerini anlayıp, azgınlıktan vazgeçmiyorlardı. İsyanları sebebiyle Allahü teâlâ onlara gadap etti. Senelerce yağmur yağdırmadı. Malları, hayvanları helak oldu. Bağları bahçeleri kuruyup, servetleri kayboldu, nesilleri kesildi. Son derece muhtaç ve fakir hâle düştüler. Onların bu hâli karşısında Nuh aleyhisselâm; ”Ey kavmim başınıza gelen bunca belâlar günahlarınız sebebiyledir. Putlara tapıp, Allah’a ibâdet etmekten kaçındığınız için Allahü teâlâ size gadap etti. Bu sebeple yağmurlar kesildi. Büyük sıkıntılara düştünüz. Ama Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını isteyin, sizi affedip üzerinize rahmet yağmuru göndersin. Size mallar ve evlatlar ihsan ederek şmdat etsin. Nihâyet bir gün ölüp kabre gireceksiniz. Rabbiniz sizi bir müddet kabirde beklettikten sonra diriltecek ve amellerinizin cezâsını ve mükâfâtını verecek.” diyerek daha birçok husûsu iyice anlatıp onlara ehemmiyetle nasihat etti. İsyandan vaz geçmezlerse daha ağır azaplara düşeceklerini bildirdi. Nuh aleyhisselâm ve bildirdiklerine inanmayıp putlara tapmakla israr eden azgın millet; ”Ey Nuh gerçekten bizimle çok mücâdele ettin, bunda da çok ısrarla davrandın. Bu işe başladığın gündenberi bizi devamlı olarak azapla korkutup durdun. Artık sözünde doğru isen şu azâbı getir de görelim. Artık ne olacaksa olsun.” diyerek onun nasihatlarını ve dâvetlerini hiç kabul etmedikleri, Kur’ân-ı kerim’de Hûd sûresinde ayet 32 bildirilmektedir. Nûh aleyhisselâm kavminin bu tutumu karşısında aslâ yılmadan, tebliğ vazifesini devâm ettiği hâlde, onların bir türlü imâna gelmeyeceklerini iyice anladı. Bunun üzerine meâlen şöyle duâ ettiği Kur’ân-ı kerim’de bildirilmektedir ”Nuh aleyhisselâm dedi ki ”Ey Rabbim! yeryüzünde, hareket eden hiçbir kâfir bırakma! Eğer sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete, sapıklığa sürüklerler. Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz. Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar. Ey Rabbim! beni, anamı, babamı, mümin olarak evime girenleri, erkek, kadın bütün müminleri mağfiret eyle, bağışla, zâlimlerin kâfirlerin ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır.” Nuh sûresi26-28 ve ”Nuh aleyhisselâm duâ edip dedi ki Yâ Rabbi! Gerçekten kavmim beni tekzip etti. Beni yalanladı. Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver. Beni ve berâberimdeki müminleri kurtar.” Şuarâ sûresi117-118 Nuh aleyhisselâmın bu duâsı üzerine, Kur’ân-ı kerimde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy ettiği bildirilmektedir ”Nuh’a vahy olundu ki; kavminden daha önce imân etmiş olanların dışında hiç kimse imân etmeyecek. O hâlde sen, kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn olma, kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir. Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz, bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap! Zâlimler kâfirler hakkında bana duâ etme. Zirâ onlar suda boğulacaklardır.” Hûd sûresi36-37 Nuh aleyhisselâm kendisine gönderilen vahiy üzer,ne hemen bir gemi yapmaya başladı. Geminin yapılmasında Cebrâil aleyhisselâm, Allahü teâlânın emri üzerine yardımcı oluyor ve nasıl yapılacağını târif ediyordu. Nuh aleyhisselâm ve imân eden müminler de geminin yapılmasında çalıştılar. Geminin inşâsını gören putperestler; ”Şimdi de marangozluğa mı başladın?” diyerek alay ediyorlardı. Hazret-i Nuh ise; ”Benimle alay ediyorsunuz ama, rezil edici azâbın kime geleceğini ve kime sürekli azâbın ineceğini göreceksiniz.” diyordu. Nuh aleyhisselâm, yüzyılar boyu insanları Allahü teâlâya imân etmeye çağırdığı hâlde insanların imân etmemeleri sebebiyle helâk olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi. ”Ey insanlar! Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından görevlendirildim. Bir ömür boyu size nasihat ettim. Dinlemediniz, benimle alay ettiniz, sabır ve tahammül gösterdim. Bana, inananlara eziyet edip, incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden temizleyecek. Geliniz, dâvetimi kabul ediniz. Câhillik etmeyiniz Allahü teâlâya itâat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum. Siz bilmiyorsunuz ama, Allah’ın azâbı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde gelecek. Bildirdiklerime inanmayan herkes helâk olacaktır. Şu yaptığım gemi, imân edenlerin binip kurtuluşa ereceği gemidir. Allah’a imân etmeyen âsiler suda boğulacaktır. Kurtulmayı isteyen imân etsin ve benimle yolcu olsun. Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.” Nuh aleyhisselâmın son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; ”Ey Nuh, uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın. bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz.” dediler. Nihâyet bir müddet sonra geminin yapımı tamamlandı. Hazret-i Nuh’un yaptığı ve üç katlı olduğı rivâyet edilen bu geminin ateş yanarak kazanı kaynayıp hareket ettiği Buharlı bir gemi olduğu Kur’ân-ı kerim’de açıkça bildirilmektedir. Hûd sûresi, 40 âyet-i kerimesinde meâlen buyruldu ki ”Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği, tennûrun fırının taşıp fışkırdığı yâhut gemi kazanının kaynadığı zaman biz Nuh’a şöyle emreyledik ki, kendisinden faydanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye koy. Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkında bir de imân edenleri gemiye yükle. zâten Nuh’a imân edenler pek az idi.” Gemiye binecekler hazır olunca hazret-i Nuh onlara, Allahü teâlânın ismiyle gemiye binmelerini söyledi. Bütün müminler, o azgın kâfirlerin gözleri önünde Hazret-i Nûh ile gemiye bindiler. Nitekim Kur’ân-ı kerim’de meâlen buyruldu ki ”Nuh aleyhisselâm gemiye bineceklere; ”Allahü teâlânın ismiyle girin ki, geminin yürümesi ve durması Allahü teâlânın irâdesiyledir. Benim Rabbim, müminleri mâğfiret edici ve merhametiyle tufân belâsından kurtaracıdır.” dedi.” Hûd sûresi41 Yine Kur’ân-ı kerim’de meâlen buyruldu ki ”Ey Nuh sen ve berâberindekiler gemiye yerleşince; ”Bizi zâlim kâfir milletten kurtaran Allah’a hamd olsun. Rabbim, beni hareketli bir yere indir sen, indirenlerin en hayırlısısın.” de.” Mü’minin sûresi28-29 Nuh aleyhisselâm her hayvandan birer çift alıp, imân edenlerle birlikte gemiye yerleştikten sonra, gökten çok şiddetli bir yağmur yağmaya ve yerden de sular fışkırmaya başladı ve her şey suya gark oldu. Sular dağları aştı. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında kaldı. Nuh aleyhisselâm inanmayan putperest kavim boğularak helak olup gitti. Bu tûfan hâdisesi Kur’ân-ı kerim’de kamer sûresi 11 ve 12. âyette bildirilmektedir. Tûfan başladığı sırada Nuh aleyhisselâm imân etmeyen oğlu Yâm’a Kenan, imân edip gemiye binmesini söyledi ise de oğlu; ”Dağa çıkar sudan kurtulurum.” deyip binmedi. Bir dalga gelip onu da boğdu. Boğulanlar arasında hazret-i Nuhûn hanımı da vardı. O da imân etmemişti. Tûfan altı ay devam etti. Altı ay sonra Allahü teâlânın meâlen; Ey arz! Suyunu yut ve ey gök suyunu tut.” Hûd sûresi 44 emriyle yağmur kesilip sular çekildi. Nuh aleyhisselâmın gemisi Muharrem ayının onunda aşure günü Irak’ta Cûdi Dağı üzerine oturdu. Bundan sonra insanlar Nuh aleyhisselâmın üç oğlundan türedi. Bu bakımdan Nuh aleyhisselâma ikinci Âdem denildi. Nuh aleyhisselâm bin yaşında vefât etti. Nuh aleyhisselâmın Sâm adlı oğlundan Arap, Fars ve Rum kavmi, Hâm adlı oğlundan ise Hindistan, Habeş ve Afrika halkı, diğer oğlu Yâfes’ten de Asyalılar ve Türkler meydana geldi. Nihâyet insanlar zamanla çoğalıp, Asya’ya, Avrupa’ya, Okyanusya’ya ve Berring Behreng Boğazından Amerika’ya geçerek bütün yeryüzüne yayıldılar. Nuh aleyhisselâm Kur’ân-ı kerim’de şekür çok şükreden kul sıfatıyla anılmış olup, birçok âyet-i kerimede ondan bahsedilmektedir. Ayrıca Kur’ân-ı kerim’deki sûrelerden biri de Nuh sûresi olup, bu sûrede Nuh aleyhisselâmdan bahsedilmektedir. Ülü’lazm peygamberler arasında Neciyullah Allahü teâlâya karşı devamlı olarak teveccühte ve münâcaatta bulunup, ilâhi feyzleri alan denilen Nuh aleyhisselâm hakkında Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerde buyurdu ki ”Melek-ül mevt Azrail aleyhisselâm Nuh’a aleyhisselâm geldiğinde dedi ki ”Ey Nuh ey peygamberlerin en büyüğü en yaşlısı, ey uzun ömürlü ve ey duâsı kabul olunan! Dünyâyı nasıl gördün?” Nuh aleyhisselâm dedi ki ”Şüyle bir kimse gibi ki, kendisine iki kapısı olan bir ev yapılmış da birinden girmiş diğerinden çıkmıştır.” Mûcizeleri 1-Nuh aleyhisselâmın kavminden bir fırka gelip, oturdukları beldedeki büyük taşları toprak yapmasını istemişlerdi. Allahü teâlâ Cebrâil aleyhisselâmı gönderip, ”Resûlüme söyle, o taşlara eliyle işâret etsin.” buyurdu. Nuh aleyhisselâm da buyrulduğu gibi yapıp eliyle işâret edince, o beldede bulunan bütün taşlar birden toprak oldular. Bunun üzerine on iki kişi imân etti. 2-Uzakta bulunan ve gözle görülemeyecek şeyleri görüp haber verirdi. 3-Susuz yerlerden su çıkarırdı. 4- İşâretiyle ağaçlar kökünden sökülüp başka tere geçerdi. 5- Duâsıyla kuru ağaçlar hemen meyve verirdi. 6- Duâsıyla bulutsuz olarak yağmur yağardı. 7- Kum, toprak, kil gibi şeyler, onun duâsıyla yiyecek maddeleri hâline gelirdi. Gemisi Cûdi Dağının üzerine oturunca, insanlar açlıktan kurtulmak için yiyecek isteklerinde duâ edince bir miktar toprak ve kum yitecek hâline geldi ve bunu yediler. 8-İmân ederek gemisine girip tufandan kurtulan insanlar çok az olmasına rağmen, onun duâsıyla çok kısa zamanda çoğalarak arttılar. 9-Eliyle yere diktiği bir ağaç fidanı o anda çeşitli renklerde meyve verdi.
İçki ile ilgili Ayet Ve HadislerSana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar De ki Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar “İhtiyaç fazlasını” de Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz Bakara 2/219Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi? Maide, 5/90,91Hadisler Hz Câbir radıyallahu anh anlatıyor Mekke’nin fethedildiği sene Hz Peygamber aleyhissâlatu vesselâm’i Mekke’de işittim, şöyle buyuruyordu “Cenab-ı Allah içki, ölmüş hayvan, domuz ve putun alım-satımını yasakladı” Bunun üzerine “Ey Allah’ın Resûlü “ölmüş hayvanların iç yağı hakkında ne buyurursunuz, zîra onunla gemiler yağların, derilere sürülür, kandiller aydınlatılır” dendi Cevâben “O nun satışı haramdır” buyurdu ve ilâve etti “Allah Yahudilerin canını alsın Allah onlara ölmüş hayvanların iç yağını haram kıldığı vakit bu yağı erittiler, sonra satıp parasını yediler” Buhârî, Büyû 112, Meğâzî 50; Müslim, Müsâkât 71 1581; Ebu Dâvud, Büyû 66 3486; Tirmizî, Büyû 93, 7, 309-310; İbnu Mâce, Ticarât 11, 2167El-Muğîre radıyallahu anh anlatıyor “Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdu ki “Kim içki satarsa, hınzır kasaplığı da yapsın” Ebu Dâvud, Büyû 66, 3489Ebu Mâlik veya Ebu Amir el-Eş’ari radıyallahu anh anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Ümmetimden bir kavim, ferci zinayı, ipeği, içkiyi, çalgıyı helal addedecektir Bir kısım kavimler de bir dağın eteğine inecekler Onların sürüsünü, çoban sabahları yanlarına getirecek Fakir bir adam da, bir ihtiyacı için yanlarına gelecek Onlar adama “Bize yarın gel! derler Bunun üzerine Allah onları geceleyin yakalayıverir ve dağı tepelerine koyarak bir kısmını helak eder Geri kalanları da mesh ederek Kıyamete kadar maymun ve hınzırlara çevirir” Buhari, Eşribe 6Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh anlatıyor “Halilim Aleyhissalâtu vesselâm bana şu vasiyette bulundu “Hiçbir şeyi Allah’a ortak kılma, hatta param parça edilsen, ateşlerde yakılsan da; bile bile hiçbir namazını terk etme; kim namazı bile bile terkederse ondan Allah’ın zimmeti garantisi kalkar; içki içme, çünkü o, bütün kötülüklerin anahtarıdır”Hz Câbir radıyallahu anh anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Allah ve ahiret gününe inanan kimse izarsız hamama girmesin Kim Allah’a ve ahirete inanıyorsa, bir özrü olmadan hanımını hamâma sokmasın Kim Allah’a ve ahirete, inanıyorsa üzerinde içki bulunan sofraya oturmasın” Tirmizi, Edeb 43, 2802; Nesai, Gusl 2, 1, 198Sevr İbnu Zeyd el-Dîlî anlatıyor “Hz Ömer radıyallâhu anh, hamr için uygulanması gereken haddin miktarı hususunda Ashabla istişarede bulundu Hz Ali radıyallâhu anh “Seksen sopa vurulmasını uygun görüyorum” dedi Çünkü kişi, içince sarhoş olur, sarhoş olunca hezeyana düşer saçmalar, hezeyana düştü mü iftira atar İftiranın cezası ise 80 sopadır Böylece Hz Ömer radıyallâhu anh içki içenler için haddi 80 sopa takdir etti” Muvatta, Eşribe 2, 2, 842İbnu Ömer radıyallâhu anhümâ anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Kim ısrarla içki içerse dördüncü sefere kadar kamçılayın, sonra devam ederse öldürün” Ebû Dâvud, Hudud 37, 4482; Tirmizî, Hudud 15, 1444İbnu Şihâb rahimehullah’a “- Köle içki içecek olursa ona tatbik edilecek haddin miktarı nedir?” diye sorulmuştu, şöyle cevap verdi “- Bana ulaştığına göre, ona, hüre verilen cezanın yarısını uygulamak gerekir Hz Ömer, Hz Osman ve İbnu Ömer radıyallâhu anhüm ecmain içkide, kölelerine, hürlere tatbik ettikleri haddin yarısını tatbik ederlerdi” Muvatta, Eşribe 3, 2, 842Hz Ömer radıyallâhu anh anlatıyor “Lakabı Hımâr olan bir adam vardı Bu zat zaman zaman Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı güldürürdü Hz Peygamber bu adamı, içki sebebiyle dövdürmüştü Bir gün yine içki suçuyla getirildi Resûlullah emretti, celde uygulandı Cemaatten birisi “Allah’ım şu adama lânet et! Kaç sefer içki sebebiyle getirildi, bir türlü ıslah olmuyor” diye beddua etti Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ” Ona lânet etmeyin Allah’a yeminle söylüyorum, bu adam hakkında bildiğim bir şey varsa o da Allah ve Resûlü’nü samimiyetle sevmiş olmasıdır” buyurdu” Buhârî, Hudud 5 Ebû Dâvud’da, Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’den kaydedilen bir rivâyette “Böyle söylemeyin, fakat şöyle deyin “Ey Allah’ım, ona rahmet et, onun taksiratını affet!” buyurmuşturHz Âişe radıyallâhu anhâ anlatıyor “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki “Sarhoşluk veren her içki haramdır” Buhârî, Eşribe 4, Vudü 71; Müslim, Eşribe 67-68, 2001; Muvatta, Eşribe 9, 2, 845; Ebu Dâvud, Eşribe 5, 3682, 3687; Tirmizî, Eşribe 2, 3, 1864,1867; Nesâî, Eşribe 23, 8, 298Hz Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Hamr sarhoş edici içki, günahın her çeşidinin kaynağıdır Kadın, şeytanın oltasıdır, dünya sevgisi her çeşit hatanın başıdır” Rezin tahric etmiştirİbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah onlara nazar etmez Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve deyyûs kimse” Nesâî, Zekat 69, 5, 81Yine Nesâî’nin bir rivayetinde Resûlullah şöyle buyurmuştur “Üç kişi vardır, cennete girmeyecektir Anne babasının hukukuna riayet etmeyen kimse; içki düşkünü olan kimse; verdiğini başa kakan kimse” Nesâî, Zekat 69, 5, 81
Hz. Nuh kelimesinin Türk Dil Kurumuna göre tanımı şöyle;özel, isim, din b. *** “İnat etmek, ayak diremek” anlamındaki Nuh deyip, peygamber dememek ve “çok eski, çoktan modası geçmiş, köhnemiş” anlamındaki Nuh Nebi’den kalma deyimlerinde geçen bir söz; “Tüm ricalarına rağmen karısı Nuh diyor peygamber demiyordu.” – A. KulinKur’an-ı Kerim’de Hz. Nuh ve Kavmi Hakkındaki Ayetler Hangileri?NOT AYETLERİN TÜRKÇE MEALLERİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ RESMİ İNTERNET SİTESİNDEN ALINMIŞTIR. Sponsorlu Bağlantılar Nisâ Sûresi 163. Ayet; Biz Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr Sûresi 84. Ayet; Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle Sûresi 59. Ayet; Andolsun, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” Sûresi 60. Ayet; Kavminin ileri gelenleri, “Biz seni açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz” Sûresi 61. Ayet; Nûh onlara şöyle dedi “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Aksine ben, Âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”A’râf Sûresi 62. Ayet; “Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.” Sponsorlu Bağlantılar A’râf Sûresi 63. Ayet; Sizi uyarması ve sizin de Allah’a karşı gelmekten sakınıp rahmete ulaşmanız için, içinizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir zikir vahiy ve öğüt gelmesine şaştınız mı?A’râf Sûresi 63. Ayet; Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar vicdanları hakka kapalı kör bir kavim Sûresi 69 Ayet; “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir vahy ve öğüt gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”Tevbe Sûresi 70. Ayet; Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. Ama inanmadılar Allah da onları cezalandırdı. Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. Sponsorlu Bağlantılar Yûnus Sûresi 71. Ayet; Nûh’un haberini onlara oku. Hani o bir vakit kavmine şöyle demişti “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, biliniz ki ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de bana ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!Yûnus Sûresi 72. Ayet; Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah’a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi.” Sponsorlu Bağlantılar Yûnus Sûresi 73. Ayet; Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan fakat söz anlamayanların sonu nasıl oldu!Hûd Sûresi 25. Ayet; Andolsun, biz Nûh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi “Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”Hûd Sûresi 26. Ayet; “Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.”Hûd Sûresi 27. Ayet; Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, “Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz” dediler. Sponsorlu Bağlantılar Hûd Sûresi 28. Ayet; Nûh dedi ki “Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şâyet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O kendi katından bana bir rahmet vermiş de, siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz halde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?”Hûd Sûresi 29. Ayet; “Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah’a âittir. Ben o iman edenleri teklifinize uyarak kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum.”Hûd Sûresi 30. Ayet; “Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah’tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?”Hûd Sûresi 31. Ayet; Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum. Sponsorlu Bağlantılar Hûd Sûresi 32. Ayet; Dediler ki “Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir.”Hûd Sûresi 33. Ayet; Nûh dedi ki “Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz Allah’ı âciz bırakamazsınız.”Hûd Sûresi 34. Ayet; Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na Sûresi 35. Ayet; Ey Muhammed! Yoksa “Onu Kur’an’ı kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki “Eğer onu uydurmuşsam, suçum bana âittir. Ben de sizin işlemekte olduğunuz suçlardan uzağım.” Sponsorlu Bağlantılar Hûd Sûresi 36. Ayet; Nûh’a vahyolundu ki “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O halde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.”Hûd Sûresi 37. Ayet; “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.”Hûd Sûresi 38. Ayet; Nûh gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.”Hûd Sûresi 39. Ayet; Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız. Sponsorlu Bağlantılar Hûd Sûresi 40. Ayet; Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca sular coşup taşınca Nûh’a dedik ki “Her cins canlıdan erkekli dişili birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman Sûresi 41. Ayet; Nûh, “Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Sûresi 42. Ayet; Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye Sûresi 43. Ayet; O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, onun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu. Sponsorlu Bağlantılar Hûd Sûresi 44. Ayet; “Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” Sûresi 45. Ayet; Nûh Rabbine seslenip şöyle dedi “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” Sponsorlu Bağlantılar Hûd Sûresi 46. Ayet; Allah, “Ey Nûh! O asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O halde hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim” Sûresi 47. Ayet; Nûh, “Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum” Sûresi 48. Ayet; Ona denildi ki “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle gemiden in. Daha bir takım ümmetler de olacak ki, biz onları dünyada yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.”Hûd Sûresi 49. Ayet; İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanların Sûresi 89. Ayet; “Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. Ve unutmayın ki Lût kavmi sizden uzak değildir.”İbrâhîm Sûresi 9. Ayet; Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar öfkeden parmaklarını ısırmak için ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkar ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” Sûresi 3. Ayet; Ey kendilerini Nûh ile birlikte gemide taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir Sûresi 17. Ayet; Nûh’tan sonra da nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin Sûresi 58. Ayet; İşte bunlar, Adem’in ve Nûh ile beraber gemiye bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye Sûresi 76. Ayet; Ey Muhammed! Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan tufandan Sûresi 77. Ayet; Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekün suda Sûresi 42. Ayet; Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de peygamberlerini Sûresi 23. Ayet; Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?” Sûresi 24. Ayet; Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”Mü’minûn Sûresi 25. Ayet; “Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz.”Mü’minûn Sûresi 26. Ayet; Nûh, “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” Sûresi 27. Ayet; Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, sular coşup taştığında Nûh’a dedik ki “Her cins canlıdan erkekli dişili birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”Mü’minûn Sûresi 28. Ayet; Sen ve beraberindeki kimseler gemiye bindiğiniz zaman “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” Sûresi 29. Ayet; Yine de ki “Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın.”Mü’minûn Sûresi 30. Ayet; Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten kullarımızı imtihan Sûresi 37. Ayet; Nûh kavmini de, Peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık ve zalimlere elem dolu bir azap Sûresi 105. Ayet; Nûh’un kavmi de Peygamberleri Sûresi 106. Ayet; Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”Şuarâ Sûresi 107. Ayet; “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”Şuarâ Sûresi 108. Ayet; “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”Şuarâ Sûresi 109. Ayet; “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”Şuarâ Sûresi 110. Ayet; “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”Şuarâ Sûresi 111. Ayet; Dediler ki “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız.”Şuarâ Sûresi 112. Ayet; Nûh şöyle dedi “Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?”Şuarâ Sûresi 113. Ayet; “Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!”Şuarâ Sûresi 114. Ayet; “Ben inananları kovacak değilim.”Şuarâ Sûresi 115. Ayet; “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”Şuarâ Sûresi 116. Ayet; Dediler ki “Ey Nûh! Bu işten vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!”Şuarâ Sûresi 117. Ayet; Nûh şöyle dedi “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.”Şuarâ Sûresi 118. Ayet; “Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.”Şuarâ Sûresi 119. Ayet; Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde taşıyıp Sûresi 120. Ayet; Sonra da geride kalanları suda Sûresi 121. Ayet; Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş Sûresi 14. Ayet; Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini Sûresi 15. Ayet; Biz de onu Nûh’u ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret Sûresi 7. Ayet; Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz onlardan sapa sağlam bir söz Sûresi 75. Ayet; Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!Sâffât Sûresi 76. Ayet; Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan Sûresi 77. Ayet; Onun neslini yeryüzünde kalanlar Sûresi 78. Ayet; Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad Sûresi 79. Ayet; Âlemler içinde Nûh’a selam olsun!Sâffât Sûresi 80. Ayet; İşte biz iyilik yapanları böyle Sûresi 81. Ayet; Çünkü o, bizim mü’min Sûresi 82. Ayet; Sonra biz, diğerlerini suda Sûresi 83. Ayet; Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından Sûresi 2. Ayet; Sâd. O şanlı, şerefli Kur’an’a andolsun ki o, Allah sözüdür.Mü’min Sûresi 5. Ayet; Onlardan önce Nûh’un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Her ümmet kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış, gördüler!Mü’min Sûresi 30/31. Ayetler; İman etmiş olan adam dedi ki “Ey kavmim! Şüphesiz ben, Nûh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi ve onlardan sonra gelen toplulukların başına gelen olayların sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Allah kullarına asla zulmetmek istemez.”Şûrâ Sûresi 13. Ayet; “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey İslam dini, Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona Sûresi 12/14. Ayetler; Onlardan önce Nûh kavmi, Res halkı ve Semûd kavmi, Âd ve Firavun, Lût’un kardeşleri, Eykeliler, Tübba’ın kavmi de yalanlamıştı. Bütün bunlar kendilerine gönderilen peygamberleri yalanladılar, böylece kendilerini uyardığım şey Sûresi 46. Ayet; Bunlardan önce de Nûh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar fâsık bir toplum Sûresi 52. Ayet; Daha önce de Nûh’un kavmini helak etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın Sûresi 9. Ayet; Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp “Bu bir delidir” dediler ve kulumuz tebliğ görevinden Sûresi 10. Ayet; O da Rabbine, “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” diye dua Sûresi 11. Ayet; Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla Sûresi 12. Ayet; Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için Sûresi 13. Ayet; Biz Nûh’u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye Sûresi 14. Ayet; Gemi, inkar edilen kimseye Nuh’a bir mükafat olarak gözetimimiz altında Sûresi 14. Ayet; Andolsun, biz onu tufan olayını bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alanKamer Sûresi 16. Ayet; Benim azabım ve uyarılarım nasılmış gördüler!Hadîd Sûresi 26. Ayet; Andolsun, biz Nûh’u ve İbrahim’i peygamber olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, ama içlerinden birçoğu da fasık Sûresi 10. Ayet; Allah, inkar edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikahları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” Sûresi’nin tamamı…
Hz. Nuh as. kimdir? Hz. Nuh’un özellikleri nelerdir? Hz. Nuh’un eşi kimdir, Müslüman oldu mu? Hz. Nuh’a oğlu niçin iman etmedi? Hz. Nuh’un as. adı Kur’an’da geçiyor mu? Hz. Nuh’a neden ikinci Adem denir? İnsanlığın ikinci atası kimdir? Hz. Nuh kaç yıl yaşadı? Hz. Nuh kaç yıl tebliğ etti? Hz. Nuh’a kaç kişi iman etti? En uzun yasayan peygamber kimdir ve kaç yıl yaşamıştır? Nuh kavmi neden helak oldu? Nuh Tufanı nasıl oldu, ne kadar sürdü? Nuh Tufanı ne zaman oldu? En uzun yaşayan, tufanı ile yeryüzünü küfürden temizleyen peygamber Hz. Nuh’un hayatı...İnsanları 950 sene sabırla Hakk’a dâvet eden Hz. Nuh’un kısaca hayatı… HZ. NUH’UN KISACA HAYATI - Hz. Nuh Kısaca Kimdir? Kur’an-ı Kerim’de adı 43 defa geçer. Kur’an’da 71. surenin adı Nuh suresidir. Nûh Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şerîflerde mühim bir yer işgâl eden Ülü’l-azm En yüksek derecedeki peygamberlerdendir. Hz. İdris’e tabi olan salih zatların vefatından sonra bazı insanlar bu salih kişilerin putlarını yaptı, daha sonra bu putlara tapmaya başladılar. Hz. Nuh puta tapan kavme Allah’ın dinine dönmeleri için gönderildi fakat kavminden kendisine çok az kişi iman etti. Nuh’un oğullarından biri de iman etmeyenler arasındadır. 950 sene kavminin hidayet etmesi için uğraşan Nuh sonunda Cenâb-ı Hakk’a acziyetini arz etti ve Hz. Nuh’a “insanlığın ikinci atası” denilmesine sebep olan “Nuh Tufanı” başladı. Nuh Tufanı’ndan önce Allah Teâlâ, Hz. Nuh’a bir gemi yapmasını emretti. Yapılan geminin üç katlı olduğuna, iki veya dört senede tamamlandığına ve içinde ateş yakılarak buharla çalıştığına dâir rivâyetler vardır. Rivâyete göre gemiye iman eden 80 kişi gemiye bindi. Ayrıca hayvanlardan birer çift gemiye alındı. Âlimlere göre Nuh Tufanı’nın başlaması ile yeryüzünün her tarafı sularla kaplandı. Tufanın 6 ay sürdüğü rivayet edilir. İlâhi bir emir ile sular çekildi ve gemi 10 Muharrem Aşure günü Cudi Dağı’na indi. Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Nûh çok şükreden ve sabır gösteren bir kul olarak zikredildi. Onun bir başka özelliği de kâfirlere karşı çok sert davranmasıdır. Nuh çobanlık ve ticaret ile uğraştı. Marangozcuların, denizcilerin piri kabul edilir. 950 senesini kavmini davet ile geçiren Nuh’un 1300 sene yaşadığı söylenir. Bir rivayete göre kabri Mekke’de Mescid-i Harâm’da, Mültezem ile Makām-ı İbrâhim arasında diğer rivayetlere göre ise Kerek, Cizre veya Necef’tedir. En uzun yaşayan peygamber Hz. Nuh’un ayrıntılı hayatı… HZ. NUH’UN HAYATI - Hz. Nuh Kimdir? Nûh -aleyhisselâm-, Kur’ân-ı Kerîm’de ve Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîflerinde mühim bir yer işgâl etmektedir. Ülü’l-azm peygamberlerden[1] birisidir. Kur’ân’da muhtelif vesîlelerle ismi 43 yerde geçmektedir. 28 âyetten müteşekkil olan 71. sûre, onun adını taşır. Meşhur tûfân sebebiyle beşeriyetin “İkinci Babası” sayılır. İdrîs -aleyhisselâm- semâya ref’ edildikten sonra insanlar, hakîkati kaybederek putlara ve heykellere tapmaya başladılar. Bunun üzerine Nûh -aleyhisselâm- kavmine peygamber olarak gönderildi. Hazret-i Nûh’un esas isminin “Yeşkûr”, “Sâkin” veya “Abdülgaffâr” olduğu bildirilmektedir. Lakabı “Neciyyullâh” Allâh’ın kurtardığı ve “Şeyhu’l-Enbiyâ” nebîlerin uzun ömürlüsü’dür. İdrîs -aleyhisselâm- semâya ref’ olunduktan sonra kendisine tâbî olanlardan Vedd, Süvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesr, dîni yaşayıp teblîğ ettiler ve insanlar arasında yüksek bir mevkiye sâhip oldular. Vefât ettiklerinde, onları hatırlamak için şeytanların teşvîki ile heykelleri yapıldı. Halk, zamanla putperestliğe döndü. Bu heykellerde ilâhî bir kudret olduğuna inandılar. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- anlatıyor “Nûh -aleyhisselâm-’ın kavminde mevcut olan putlar sonradan Araplara intikâl etmiştir. Şöyle ki Vedd adındaki put Dûmetu’l-Cendel’de idi ve Kelb kabilesine âitti. Süvâ’ adındaki put Hüzeyl’in idi. Yeğûs adındaki put Murâd kabilesine âitti. Sonra Benû Gutayf’ın oldu, Sebe’ye yakın Curf isimli mevkideydi. Yeûk, Hemedân’a âitti. Nesr, Himyer’in Âl-i Zi’l-Kelâ’ın idi. Bu putların isimleri aslında Nûh kavmindeki sâlih kimselere âitti. Şeytan bu sâlihler ölünce kavimlerine şu telkini yaptı Sâlih kişilerinizin oturmuş oldukları yerlere onların hâtırasına heykeller dikin ve bunlara onların isimlerini verin.» Halk bu telkine uyup, söyleneni yaptı. Bidâyette tapınma yoktu. Ancak ne zaman ki bunlar vefât ettiler, haklarındaki bilgi de unutuldu ve neticede câhil halk bu putlara tapınmaya başladılar.” Buhârî, Tefsir, 71/1 Nûh -aleyhisselâm-, bâzen çobanlık, zaman zaman da ticâret yapıyordu. Kavminin başında Kâbil soyundan Dermesil isimli zâlim bir kişi bulunmaktaydı. Her kabîlenin ayrı bir putu mevcuttu. Her putun da bir hizmetkârı vardı. Hazret-i Nûh -aleyhisselâm- bunları gülünç bulurdu. O dönemde ahlâksızlık ve putperestlik had safhaya varmıştı. NUH KAVMİNİN ÖZELLİKLERİ Nûh Aleyhisselâm’ın Kavminin Özellikleri 1. Putperest idiler. Onların bu özelliği âyet-i kerîmede şöyle bildirilir “Bir de şöyle dediler; sakın ilâhlarınızı bırakmayın! Hele Vedd’i, Süvâ’ı, Yeğûs’u, Yeûk’u ve Nesr’i aslâ bırakmayın!” Nûh, 23 Putlar ve putçular, insanlık târihinde, insanları dâimâ hak yolundan ayırarak sapıklığa götürdüler. Saygı ve hâtırâ için yapılan heykeller, zamanla kendilerine tapılan putlar hâline getirildi. İnsan’ın inandığı ve kulluk yaptığı ilâhı, maddî bir takım şekillerle temsil ve tasavvur etmesine “antropomorfist” akîde denir. Bu akîde insanları muşahhas şekillere tapmaya ve nihâyetinde putçuluğa götürür. Tevhîd dinlerinde ise “müteâl” yâni bütün âlemlerden ve tasavvurlardan yüce bir Allâh inancı vardır. Bu inanç, insan zihnini maddeden uzaklaştırarak mücerred mânâlara yönlendirir. Maddenin çok daha ötesindeki mânevî hakîkatleri kavratmaya çalışır. Fakat beşer zihni bu mertebeye ulaşma yerine kolaya kaçarak evvelâ Allâh’ı tecsîm ve teşbîh etme, yâni O’nu kendi dünyâ boyutları içinde tasavvur etme hatâsına düşer. Bu da insanlığın putçuluğa sapmasına sebep olmuştur. İslâm dîni ise insandaki bu meyli en güzel şekilde tasfiye ederek zihnin, Allâh Teâlâ’yı her hangi bir cisme benzetmesini yasaklamıştır. İnsanların mücerredi müşahhas hâle gitirip taabbüde yönelme dalâletine düşmemeleri için de resim ve heykeli tasvip etmemiştir. Resim ve heykelin diğer bir zararı da, hayâl gücünü tahdîd ederek insanın yüksek mânâları tasavvur ve idrâk etme istidâdını köreltmesidir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kabir ziyâretlerindeki ifratlar insanları putçuluğa götürdüğü için önceleri bu ziyâretleri yasaklamış, ancak tevhîd inancının iyice yerleşmesinden sonra şu hadîs-i şerîfleriyle buna müsâade buyurmuşlardır “Size kabir ziyâretini yasaklamıştım. Artık kabirleri ziyâret edebilirsiniz!” Müslim, Cenâiz, 106 “…Kabirleri ziyâret etmek isteyen ziyâret etsin. Çünkü kabir ziyâreti bize âhireti hatırlatır.” Tirmizî, Cenâiz, 60 O hâlde kabir ziyâretleri, ölümün hatırlanması, mevtâya bir hediye gönderilmesi, yâni Kur’ân-ı Kerîm okunması ve âhiretin tefekkürü için tavsiye edilmiştir. Mâneviyat büyüklerinin kabirleri yanında yapılan duâ ve istekler de, onların hürmetine Cenâb-ı Hak’tan olmalıdır. Çünkü kuldan istenmesi, kulları şirke götürür. Nitekim Nûh -aleyhisselâm-’ın kavminde de böyle olmuştu. Allâh -celle celâlühû- yaratılmış olan hiçbir varlığa benzemediği; yâni “muhâlefetün li’l-havâdis” sıfatına sâhip olduğu için, buud ve şekil gibi her türlü beşer tasavvurunun ötesindedir. Şeyh Şiblî Hazretleri şöyle buyurur “Allâh Teâlâ’yı düşüncelerinizde kavrayıp akıllarınızda tam bir şekilde anladığınızı sandığınızda, bu düşünceler size iâde edilir. Çünkü bu tür düşünceler, sizin uydurduğunuz muhdes ve sizin gibi sonradan olma masnû şeylerdir...” Burada Şiblî Hazretleri, sonradan olanla muhdesle Kadîm’in birbirinden tefrîk edilmesi gerektiğini, insanlar için Cenâb-ı Hakk’ı tanımanın yegâne yolunun, O’nun bildirdiği vasıf ve özellikler olduğunu ve bundan başka bir yolun bulunmadığını anlatmaktadır. Dolayısıyla vahyin bildirdiklerini bir kenara bırakıp O’nu müşahhaslaştırmaya çalışmak, elbette insanı çok hazin ve süflî neticelere sürükler. Cenâb-ı Hakk’ın, beşer idrak ve tasavvurunun çok çok ötelerinde olduğunu ifâde etmek için âlimlerimiz şu veciz kelâmı söylemişlerdir “Allâh Teâlâ ile alâkalı aklına hangi düşünce gelirse gelsin, bilesin ki Yüce Allâh onun dışındadır.” Akıl, muhdestir sonradan yaratılmıştır. Cenâb-ı Hakk’ı bu muhdes varlıkla idrâk etmek mümkün değildir. Fakat Mûsâ -aleyhisselâm- Cenâb-ı Hak’la konuşunca, büyük bir mânevî haz duydu. Bu hazzın iştiyâk ve câzibesi ile Cenâb-ı Hakk’ı görmeyi arzuladı ve bunda ısrâr etti. Bu hâl, âyet-i kerîmede şöyle bildirilmektedir “…Mûsâ Rabbim! Bana kendini göster, Sana bakayım.» dedi. Rabbi buyurdu ki Sen Ben’i bu dünyâda aslâ göremezsin. Fakat şu dağa bak! O dağ yerinde kalabilirse, Sen de Ben’i görebilirsin!..»” el-A’râf, 143 Cenâb-ı Hakk’ı müşâhede etmek, derecesine göre ancak cennet ehlinin bir kısmına nasîb olacaktır. 2. Nûh -aleyhisselâm-’ın kavmi son derece zâlim ve azgın kimselerdi. Âyet-i kerîmede onların bu zulüm ve azgınlıklarından şöyle bahsedilmektedir “…Onlar çok zâlim, çok azgın kişilerin tâ kendileri idi.” en-Necm, 52 3. Fâsıktılar. Allâh Teâlâ şöyle buyurur “…Onlar, fâsık günahkâr, yoldan çıkmış bir milletti.” ez-Zâriyât, 46 4. Kötülüklere dalmışlardı. Âyet-i kerîmede onların bu vasfı şöyle bildirilmektedir “…Gerçekten onlar kötü bir milletti…” el-Enbiyâ, 77 5. Vicdansız idiler. Âyet-i kerîmede, merhamet ve şefkat hislerinden mahrum olan Nûh kavminin bu vasfı şöyle bildirilmektedir “…Onlar, kalb gözleri, vicdanları körelmiş bir gürûh idiler.” el-A’râf, 64 6. Çok inatçıydılar. Nûh -aleyhisselâm-’ın kavmi, tabiatları küfre ve günâha alışmış, dünyâda inadı prensip edinmiş kimselerdi. Onlar âhirette de aynı inadı devam ettirecekler, kendilerine bir peygamberin gelmiş olduğunu kabul etmeyeceklerdir. Allâh Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur “Nûh ve ümmeti kıyâmet günü gelirler. Allâh Teâlâ Hazret-i Nûh’a –Tebliğ ettin mi?» diye sorar. Nûh -aleyhisselâm- –Evet yâ Rabbî, tebliğ ettim.» diye karşılık verir. Sonra Allâh Teâlâ Nûh’un ümmetine hitâben –Nûh size tebliğde bulundu mu?» diye sorunca onlar –Hayır, bize hiçbir peygamber gelmemiştir.» diye cevap verirler. Bunun üzerine Allâh Teâlâ Nûh’a –Senin doğruluğuna kim şehâdette bulunur?» deyince Nûh -aleyhisselâm- –Hazret-i Muhammed ve ümmeti şâhitlik yapar.» der. Onlar da Nûh’un tebliğde bulunduğuna şâhitlik yaparlar.” Hadîs-i şerîfin râvîsi şu ilâvede bulunur Nitekim âyet-i kerîmede, Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm- ve ümmetinin, diğer peygamberler ve ümmetleri hakkında şâhitlik yapacakları açıkça bildirilmiştir İşte böylece sizi vasat bir ümmet yaptık ki, bütün insanlar üzerine şâhitler olasınız, Rasûl Hazret-i Muhammed de sizin üzerinize şâhit olsun…» el-Bakara, 143” Buhârî, Tefsîr, 2/13, Enbiyâ, 3; Tirmizî, Tefsîr, 2/2965 Allâh -celle celâlühû-, hakîkatten sapmış olan bu kavme Hazret-i Nûh -aleyhisselâm-’ı gönderdi. Âyet-i kerîmede buyrulur “Kendilerine can yakıcı bir azâb gelmezden önce onları uyar!» diye Nûh’u kavmine peygamber olarak gönderdik.” Nûh, 1 HZ. NUH KAÇ YIL TEBLİĞ ETTİ? - Hz. Nuh’un Tebliği Nûh -aleyhisselâm-, elli yaşındayken Cebrâîl -aleyhisselâm- geldi, Peygamberliğini bildirdi ve “Dermesil ve kavmine git; onlara tevhîd inancını teblîğ et!” dedi. Hazret-i Nûh, ömrünün sonuna kadar tevhîd inancını teblîğ edeceğine dâir söz mîsâk verdi. Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulur “Hani biz peygamberlerden tebliğ vazifelerini yerine getirmeleri için sağlam bir söz almıştık; Sen’den de, Nûh, İbrâhîm, Mûsâ ve Meryem oğlu Îsâ’dan da. Evet biz onlardan pek sağlam bir söz almıştık!” el-Ahzâb, 7 “And olsun, biz Nûh’u kavmine elçi gönderdik. Nûh Onlara Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allâh’tan başkasına tapmayın! Ben size gelecek elem verici bir günün azâbından korkuyorum!» dedi.” Hûd, 25-26 Nûh -aleyhisselâm- ilk zamanlar vazîfesini gizli olarak yerine getirdi, sonraları âşikâr teblîğ etmeye başladı. Gençliğinde herkesin sevgisini kazanmış bir zât olmasına rağmen teblîğe başlayınca durum değişti. Kendisine çok az kimse tâbî oldu. Kavmin melîki olan Dermesil, Hazret-i Nûh’un bu teblîğ faâliyetinden haberdâr olunca, yanında bulunanlara “–O da kim?” dedi. Onlar da “–Bizim kavmimizden olduğu hâlde bize uymayan birisi... İsmi, Nûh bin Lâmek. Baştan akıllı idi. Sonradan aklını kaybetti. Kendisinin peygamber olduğunu söylüyor!” dediler. Ardından “–Putlara da karşı çıkıyor!” denince Dermesil, Hazret-i Nûh’u yanına çağırtarak “–Yazık sana! Sen bizim ilâhlarımızı inkâr mı ediyorsun?” diye azarladı. Ayrıca, Hazret-i Nûh’un etrâfında fakirlerin olması sebebiyle onunla alay ediyorlardı. Kâfirler Nûh -aleyhisselâm-’a “–Senin peşinden gidenler sıradan ve basit kimseler iken biz hiç sana inanır mıyız!» dediler.” eş-Şuarâ, 111 Bu câhil ve zâlim kavim, kibirleri sebebiyle fakirleri ve garipleri küçük görüyorlardı. Fakat Nûh -aleyhisselâm-, dâvâsı kadar, dâvâsının bağlılarını da savundu. Münkirlerin ithamlarına cevap verdi “Ben îmân eden kimseleri kovacak değilim.” eş-Şuarâ, 114 “…Çünkü onlar Rableriyle karşılaşacaklar. Fakat ben sizi câhil bir millet olarak görüyorum. Ey milletim! Onları kovarsam, Allâh’a karşı beni kim savunur? Düşünmez misiniz?” Hûd, 29-30 Dermesil ölünce yerine oğlu Nevlin geçti. O daha zâlim idi. Nûh -aleyhisselâm-, Nevlin zamanında da teblîğine aynen devâm etti. Kavmi, O’nunla alay ediyor, üzerine toprak atıyor ve O’nu dövüyorlardı. Hattâ bayılıncaya kadar boğazını sıktılar, öldü sandılar. Ayıldığı zaman “Ey Allâh’ım! Beni ve kavmimi bağışla. Çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar.” dedi. Gusül abdesti alıp tekrar yanlarına vardı. Onları Allâh’a îmân ve ibâdete dâvet etti. İbn-i Hanbel, ez-Zühd, s. 50; İbn-i Esir, el-Kâmil, I, 69 Bütün bu eziyetlere rağmen O, büyük bir sabır gösteriyordu. Bir lutf-i ilâhî olarak, yaralarını zaman zaman Cebrâîl -aleyhisselâm- tedâvî ediyordu. Müşrikler “–Yazık sana ey Nûh! Bu dayağımız ve hakâretimize rağmen hâlâ dâvândan vazgeçmiyor musun?!” diyorlardı. Hazret-i Nûh ise “Ben mecnûn değilim. Atalarınız şimdi azâb çekiyor! Aklınızı başınıza alın!” diye onlara nasîhat ediyordu. Nûh -aleyhisselâm- devamla “Dâvetimden yüz çevirirseniz, bana bir zarar veremezsiniz!” buyuruyordu. Çünkü insan iki şeyden korkar 1. Başkalarının zarar vermesinden, 2. Menfaatlerinin kesilmesinden. Ancak Nûh -aleyhisselâm-, birinci korkuya cevâben “Ben sizin zarârınızdan korkmam! Tevekkül içindeyim!” İkinci korkuya cevâben de “Sizden bir ücret istemiyorum!” diyordu. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur “Nûh dedi ki Bu teblîğime karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum! Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. Onun için, Allâh’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!” eş-Şuarâ, 109-110 Fakat O’nun bu dâvetine kulak veren olmadı. Hazret-i Nûh’a kavminden çok az kimse îmân etti. Oğullarından Sâm, Hâm ve Yâfes îmân etti. Diğer oğlu Ken’an ise îmân etmedi. Kavmi O’na, peygamberliği boyunca çok hakâret ve işkence etti. Nûh -aleyhisselâm-, kavminin yaptıklarına 950 sene tahammül gösterdi. Nihâyet eziyetlere tâkat getiremeyince Cenâb-ı Hakk’a acziyetini arz etti. KAVİMLERİN HELAK OLMA SEBEPLERİ - Kavimlerin Helakı Târih boyunca bâzı toplumların, peygamberlerin getirdiği tevhîd akîdesini kabûl etmeyip hidâyetten mahrûm kalmalarının başlıca sebepleri şunlardır 1. Hak dinlerde dünyâda işlenen amellerin mükâfât ve mücâzâtının verileceğine dâir bir “âhiret” inancı vardır. Bunun için fertler dilediği gibi hareket edemezler. Dînî nassların doğrultusunda hareketlerini tanzîm etmeye mecbûrdurlar. Nitekim İslâm’ın zuhûru ile putperestleri endişeye düşüren ilk haber, “âhiret” olmuştu. Buna “Büyük Haber” dediler. Ondan şiddetli bir rahatsızlık duydular. Kur’ân-ı Kerîm, bu rahatsızlığı şu şekilde ifâde eder “Birbirlerine neyi soruyorlar? O inanıp inanmamakta ayrılığa düştükleri büyük haberi mi?” en-Nebe’, 1-3 Putperest toplumlarda ise dâimâ kuvvetliler, zayıfları ezerek onları nefsânî arzûlarına göre köleleştirirler. Zayıfın hakkını savunan bir hukuk yoktur. Toplumda bütün menfaatler, güçlülere âittir. Onlar, yaptıkları fiillerden dolayı âhirette bir bedel ödemeyeceklerine inanırlar. Bu sebeple, hak dinlerdeki âhiret inancı, onları çok rahatsız eder. 2. Hak dinlerde disiplinli, metodlu bir ibâdet hayâtı vardır. Putperestlikte bu yoktur. Putperestler, putları menfaatleri doğrultusunda kendilerine yardımcı kabûl ederler. Ve kendilerini koruyacaklarını zannederler. Nefsî arzuları, hak dinlerdeki disiplinli ibâdet hayatına boyun eğmek istemez. 3. Hak dinlerde peygamberler, topluma örnek şahsiyet üsve-i hasene olurlar. Putperestlikte ise, böyle bir örnek endişesi yoktur. Nefsânî arzularına göre istedikleri gibi hareket ederler. Meselâ câhiliye toplumundaki çok kocalı kadınlar buna bir örnektir. İnsanda inanma ihtiyâcı, fıtrîdir. İnsan, Hakk’ı bulamadığı veya hak kendisine zor geldiği zaman, bâtıla meyleder. İnanç, şuuraltında kalarak gerçek kaynağa ulaşamayınca, küfür hâkim olur. Ancak inanç, şuuraltından ilâhî vahiy istikâmetinde şuur seviyesine çıkıp kemâle erince, îmân gerçekleşmiş olur. 4. Putperestlerin güçlü, zengin ve ileri gelen kimseleri, toplumda sâde bir hayat yaşayan peygamberleri ve ashâbını kibirlerinden ötürü küçük görme bedbahtlığına düşerler. Çünkü onlar, inanan zayıf kimselerle beraber olunca, toplumda değer kaybedeceklerini zannederler. 5. Putperestlerin hidâyetine mânî olan sebeplerden biri de, mal, mülk, evlâd gibi dünyevî câzibelerin onları gaflete bürüyerek acı bir aldanış içinde bırakması ve kalb gözlerini Hakk’a karşı perdelemesidir. Âyet-i kerîmede buyrulur “Nefsânî arzulara, özellikle kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük, insanlara câzip kılındı. Bunlar, dünyâ hayâtının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak en güzel yer, Allâh’ın katındadır.” Âl-i İmrân, 14 Nûh -aleyhisselâm-, putperest kavminin kötü niyetlerini ortaya döküp kendilerine meydan okuyordu “Bir de onlara Nûh’un kıssasını oku Hani o bir zamanlar kavmine demişti ki Ey kavmim, eğer benim aranızda duruşum ve Allâh’ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa, şunu bilin ki, ben yalnızca Allâh’a tevekkül etmişimdir, artık siz ve ortaklarınız her ne yapacaksanız toplanıp bütün gücünüzle karar veriniz. Sonra bu işiniz size dert olmasın. Sonra bana ne yapacaksanız yapın, mühlet de vermeyin.»” Yûnus, 71 Nûh -aleyhisselâm-’ın bu sözleri, O’nun Rabbine olan tevekkülünü göstermektedir. NUH TUFANI NEDEN OLDU? Nûh -aleyhisselâm-’a, dâvetine başladığı ilk yıllarda îmân edenlerden başka inanan olmadı. Bunun yanında kavminin O’na ve mü’minlere yaptıkları eziyetler de had safhaya ulaştı. Hattâ câhilâne bir cesâretle azâb-ı ilâhîyi isteyecek kadar azgınlaştılar “Dediler ki Ey Nûh! Bizimle mücâdele ettin ve bize karşı mücâdelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen, kendisiyle tehdîd ettiğin azâbı bize getir!»” Hûd, 32 Bu vahiyden sonra zâlim kavmin, kendisini küçük görüp de teblîğini yalan saymaları ve, “Va’dettiğin azâbı getir!” demeleri üzerine Nûh -aleyhisselâm-, Allâh’ın irâde ve tasarrufunu onlara hatırlattı “Nûh dedi ki Onu size, ancak dilerse Allâh getirir. Ve siz Allâh’ı âciz bırakacak değilsiniz! Eğer Allâh sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm size fayda vermez. Çünkü O sizin Rabbinizdir. Ve nihâyet O’na döndürüleceksiniz.»” Hûd, 33-34 Allâh Teâlâ, kavminin taşkınlıkları dolayısıyla Hazret-i Nûh’u tesellî sadedinde şöyle vahyetti “Kavminden şu ana kadar îmân etmiş olanlardan başkası artık aslâ inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte oldukları günahlardan dolayı üzülme!” Hûd, 36 Nihâyet azâb-ı ilâhînin ilk başlangıç haberi olarak, Cenâb-ı Hak, bu bir türlü uslanmayan azgın kavmi kırk sene yağmursuz bıraktı. Hayvanları telef oldu. Çocukları doğmadı. Çâresiz kalarak Hazret-i Nûh’a mürâcaat ettiler. O da “–Şirkten dönün; sizin için duâ edeyim!” buyurdu. “Sonra Nûh, Cenâb-ı Hakk’a şu şekilde ilticâ etti Yâ Rabbî, ben kavmime dedim ki Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. Mağfiret dileyin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin; mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın; size bahçeler ihsân etsin; sizin için ırmaklar akıtsın!” Nûh, 10-12 Mukâtil bin Süleyman -rahmetullâhi aleyh- buyurur “Bu âyetlerden sonra, yağmur duâlarında istiğfâr okumak meşhûr oldu.” Abdullâh bin Abbâs -radıyallâhu anh-’tan rivâyet edildiğine göre Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuşlardır “Bir kimse çok istiğfâr ederse, Allâh -celle celâluhû- onu her gamdan korur! Her darlıktan ona çıkış nasîb eder. Onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır!” Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 141 Nûh -aleyhisselâm-, kavmini îkâz ve nasîhate şöyle devâm etti “Size ne oluyor ki, Allâh’a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?! Oysa, sizi türlü merhâlelerden geçirerek o yaratmıştır! Görmediniz mi, Allâh yedi kat göğü birbiriyle âhenktâr olarak nasıl yaratmış! Onların içinde Ay’ı bir nûr kılmış, Güneş’i de bir çerağ yapmıştır! Allâh, sizi de yerden ot bitirir gibi bitirmiştir. Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır. Allâh, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.” Nûh, 13-20 Ancak bu ahmak putperest kavim, hikmet dolu nasîhatlere kulak asmadılar. Böylece “Öğütlerin fayda vermemesi üzerine Nûh Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyânını artırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular. Büyük hîleler, büyük desîseler kurdular! Rabbim! Onlar birbirlerine dediler ki Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Vedd’den, Süvâ’dan, Yeğûs’tan, Yeûk’dan ve Nesr’den aslâ vazgeçmeyin!» Böylece onlar, gerçekten bir çoklarını saptırdılar. Rabbim! Sen de bu zâlimlerin ancak şaşkınlıklarını artır!” Nûh, 21-24 Bir baba oğluna Nûh -aleyhisselâm-’ı göstererek “–Bak, buna inanma!” dedi. O da babasının elinden asâyı aldı. Nûh -aleyhisselâm-’ın başına vurarak onu kan revân içinde bıraktı. Nûh -aleyhisselâm- ise “Yâ Rabbî! Hayır dilemiş isen, hidâyete erdir! Yoksa Sen onlara hükmedinceye kadar bana sabır ver! Çünkü Sen hükmedenlerin en hayırlısısın!” diyordu. Ancak eziyetler iyice arttı. Yapacak bir iş kalmadı. Bunun üzerine Nûh -aleyhisselâm- “Rabbine Yâ Rabbî mağlûb oldum; artık bana yardım et!» diyerek yalvardı.” el-Kamer, 10 Nûh -aleyhisselâm- uzun yıllar tebliğe devam etmesine rağmen ona çok az kimse inanmıştı. Bir nesil ölüp gidecekken kendilerinden sonra gelecek nesillerine Nûh’a îmân etmemelerini, ona muhalefet edip onunla savaşmalarını tavsiye ediyorlardı. Babalar, yetişip akıl bâliğ olan çocuklarına “–Yaşadığı sürece Nûh’a aslâ inanmayacaksınız.” diye öğütlerde bulunuyorlardı. Fıtratları tamâmen bozulmuş, îmânı ve hakka ittibâı reddedecek bir şekle bürünmüştü. Bu sebepten, Nûh -aleyhisselâm- şikâyet bâbında şöyle demişti “Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkârcı bırakma! Şâyet Sen onları bırakacak olursan, kullarını saptırırlar; ahlâksız ve inkârcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler. Beni, anamı, babamı, inanmış olarak evime gireni hâne halkımdan îmân etmiş olanları, mü’min erkek ve kadınları bağışla! Zâlimlerin ise yalnızca helâklerini artır!” Nûh, 26-28 Bu ilticâdan sonra Allâh -celle celâlühû- Hazret-i Nûh’a gemi yapmasını emretti “Gözlerimizin önünde ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap, fakat zâlimlerin kurtuluşu için Bana yalvarma! Onlar mutlakâ boğulacaklardır!” Hûd, 37 Kavmi, Nûh -aleyhisselâm-’ın gemi yapmasıyla da alay etti. Âyet-i kerîmelerde buyrulur “Nûh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız, biz de sizinle öyle alay edeceğiz! Kendisini rezil edecek azâbın kime geleceğini ve sürekli bir azâbın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!»” Hûd, 38-39 Hak ve hakîkate kalbleri körelmiş halk, gece gelip gemiyi yakmak istiyorlar, yakamayınca “–Bu senin sihrindir!” diyorlardı. Gemiyi kirletiyorlardı. Bir müddet sonra uyuz hastalığına yakalandılar. Tedâvî için kendi pisliklerini yüzlerine sürmeye mecbûr kaldılar. Cenâb-ı Hak, onları bu alâmetlerle îkâz ettiği hâlde intibâha gelmiyor, bir türlü uyanmıyorlardı. NUH TUFANI NASIL OLDU? Nûh -aleyhisselâm- ve mü’minlerin inşâ ettiği gemi zor şartlara dayanıklı sert ağaçtan yapılmıştı. Üç katlı olduğuna, iki veya dört senede tamamlandığına ve içinde ateş yakılarak buharla çalıştığına dâir rivâyetler vardır. İbn-i Abbâs’tan rivâyete göre gemiye insanlardan seksen kişi bindi. Âdem -aleyhisselâm-’ın Cebrâîl tarafından getirilen “Tâbût”u da gemiye alındı ve erkeklerle kadınlar arasına konuldu. İbn-i Sa’d, I, 41 Âyet-i kerîmede buyrulur “Nihâyet emrimiz gelip de fırın kaynadığı fâra’t-tennûr iş kızışıp sular kabarmaya başladığı zaman Nûh’a –Her şeyden iki çifti, aleyhlerinde hüküm verdiklerimiz hâriç, âileni ve îmân edenleri gemiye bindir!» dedik. Zâten, onunla beraber îmân eden pek azdı.” Hûd, 40 Âyette geçen “tennûr” kelimesi, lügatte fırın demektir. Başka mânâlara da gelir. Buradan hareketle bâzı âlimler, Nûh -aleyhisselâm-’ın gemisinin ateşle kaynayan bir kazan tertibâtına sâhip, buharla çalışan bir gemi olduğunu söylerler. HZ. NUH’UN GEMİSİNE KİMLER BİNDİ? - Hz. Nuh’un Gemisine Binenler Diğer bir âyet-i kerîmede gemiye binenler hakkında şu bilgi verilmektedir “O’na şöyle vahyettik Gözlerimizin önünde muhâfazamız altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap! Bizim emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca, her cinsten birer çifti ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki âileni gemiye al! Zulmetmiş olanlar husûsunda Bana hiç yalvarma! Zîrâ onlar, kesinlikle boğulacaklardır.” el-Mü’minûn, 27 Gemiye hayvanlar da alınmıştı. Rivâyete göre Nûh -aleyhisselâm-, yılan ve akrebi gemiye almak istemedi. Onlar da “–Senin ismini zikredenlere zarar vermeyiz!” diyerek söz verdiler. Buna binâen buyrulmuştur ki, akrep ve yılan tehlikesiyle karşı karşıya kalan kişi “Bütün âlemler içinde Nûh’a selâm olsun!” es-Sâffât, 79 âyet-i kerîmesini hâlis niyetle okursa, onların zararından korunmuş olur. Nûh -aleyhisselâm- Allâh’ın emri istikâmetinde gemiye binecekleri bindirdikten ve gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra tûfanın alâmetleri görünmeye başladı. Âyet-i kerîmede bu başlangıç şöyle tasvîr edilir “Bunun üzerine biz sağanak hâlinde boşalan bir su yağmur ile gök kapılarını açtık. Yeri de kaynaklar hâlinde fışkırttık. Derken o sular takdîr edilmiş bir iş tûfan âfeti için birleşiverdi.” el-Kamer, 11-12 Nûh -aleyhisselâm-’ın oğlu Ken’an gemiye binmeyenlerdendi. Hazret-i Nûh, son defa kendisine nasîhat ettiyse de fâide vermedi. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hâdise şöyle nakledilmektedir “...Nûh, gemiden uzakta bulunan oğluna Yavrucuğum! Sen de bizimle beraber bin; kâfirlerle beraber olma!» diye nidâ etti. Oğlu Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım!» dedi. Nûh Bugün Allâh’ın emrinden azâbından, merhamet sâhibi Allâh’tan başka koruyacak kimse yoktur!» dedi…” Hûd, 42-43 Oğluna yaptığı bu nasihatler fayda vermeyince Nûh -aleyhisselâm-, Rabbine yöneldi ve “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Sen’in va’din ise elbette haktır. Sen hâkimler hâkimisin!” Hûd, 45 diye yalvardı. Nûh -aleyhisselâm-’ın, kavmine bedduâ ettikten sonra oğluna duâ etmesi, O’nun zellesi oldu. Zîrâ Allâh -celle celâlühû-, O’nu zâlimler için duâ etmekten nehyetmişti. Bu durum karşısında câhillerden olmaması için de ilâhî îkâz geldi “Allâh buyurdu ki Ey Nûh! O aslâ senin âilenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O hâlde hakkında bilgin olmayan bir şeyi Ben’den isteme! Ben sana câhillerden olmamanı tavsiye ederim!» Nûh yaptığı zellenin farkına vararak dedi ki Ey Rabbim! Ben Sen’den, hakkında bilgim olmayan bir şeyi istemekten yine Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, hüsrâna uğrayanlardan olurum!»” Hûd, 46-47 HZ. NUH’A NEDEN “NUH” DENMİŞTİR? Rivâyete göre Nûh -aleyhisselâm-, bu zellesinden dolayı çok ağlayıp gözyaşı döktüğü için kendisine “Nûh” denildi. Nûh -aleyhisselâm- istiğfâr ederek kusurundan hemen dönmüştü. Ama oğlu küfürden dönmedi ve sonunda “…Aralarına dalga girdi, oğlu da boğulanlara karıştı.” Hûd, 43 Yalnız Hazret-i Nûh, O’na îmân edenler ve gemiye alınan mahlûkât emniyet-i ilâhiyeye mazhardı. Binmiş oldukları gemi, dağlar gibi dalgalar arasında yürüyordu. Allâh Teâlâ buyurur “Gemi dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu...” Hûd, 42 “İnkâr edilmiş olan Nûh’a bir mükâfât olmak üzere gemi, Bizim nezâretimizde akıp gidiyordu. And olsun ki, onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur? Ey insanlar bakın; Benim azâbım ve uyarılarım nasılmış!” el-Kamer, 14-16 HZ. NUH’UN ŞÜKÜR DUASI Hazret-i Nûh -aleyhisselâm-, gemiye binmeden önce kendisine öğretilen şu duâ vesîlesiyle selâmet içindeydi “…Bizi zâlim milletten kurtaran Allâh’a hamd olsun! Rabbim! Beni bereketli bir yere indir! Sen ağırlayıp ikrâm edenlerin en hayırlısısın.» de!” el-Mü’minûn, 28-29 Rivâyete göre tûfan, Receb ayının birinci gününde başladı ve gemi altı ay su üstünde seyretti. Sonra Allâh Teâlâ yere ve göğe emretti “Ey yer suyunu yut! Ve ey gök suyunu tut!..” Hûd, 44 Bu emr-i ilâhî üzerine sular çekildi ve gemi, 10 Muharrem Âşûra gününde Cûdî Dağı’na indi. Sonra Nûh -aleyhisselâm-’a Cenâb-ı Hak tarafından “Ey Nûh! Sana ve seninle berâber olan ümmetlere bizden selâm ve bereketlerle gemiden in! Kendilerini dünyâda faydalandıracağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azâbın dokunacağı ümmetler de olacaktır.» denildi.” Hûd, 48 Hazret-i Nûh -aleyhisselâm- ve mü’minler necât bulmuşlardı. Âyet-i kerîmelerde buyrulur “Biz Nûh’u ve berâberindekileri dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık!” eş-Şuarâ, 119 “...Onları ötekilerin yerine geçirdik, halîfeler yaptık! Âyetlerimizi yalanlayanları da denizde boğduk. Bak ki uyarılanların fakat inanmayanların sonu nasıl oldu?!” Yûnus, 73 Dünyâda felâket, âhirette acıklı azâb... Cenâb-ı Hak, zâlimlerin âkıbetini âyet-i kerîmede şu şekilde bildirir “Onlar günahları yüzünden suda boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allâh’tan başka yardımcı bulamadılar.” Nûh, 25 Tefsîr-i Kurtubî’de Hazret-i Hüseyin -radıyallâhu anh-’den rivâyet edilir ki “Ümmetim gemiye bindiklerinde, besmele çekerek; “…O’nun yürümesi ve durması Allâh’ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder.” Hûd, 41 âyeti ile beraber, “Onlar, Allâh’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyâmet günü bütün yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler, O’nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.” ez-Zümer, 67 âyetini okurlarsa, boğulmaktan emîn olurlar.” Kurtubî, IX, 37 Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yolculuğa çıkarken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç kere tekbir getirir ve “Bunu bizim hizmetimize veren Allâh’ı tesbîh ve takdîs ederiz; yoksa biz buna güç yetiremezdik. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.” ez-Zuhruf, 13-14 âyetlerini okur, sonra da şöyle duâ ederdi “Ey Allâhım! Biz, bu yolculuğumuzda Sen’den iyilik ve takvâ, bir de bizi râzı olacağın amellere muvaffak kılmanı dileriz. Ey Allâh’ım! Bu yolculuğumuzu kolay kıl ve uzağı yakın et! Ey Allâh’ım! Seferde yardımcım, geride kalan çoluk çocuğumun koruyucusu Sen’sin. Ey Allâh’ım! Yolculuğun zorluklarından, üzücü şeylerle karşılaşmaktan ve dönüşte malımızda, çoluk çocuğumuzda kötü hâller görmekten Sana sığınırım.” Efendimiz yolculuktan döndüğünde de aynı sözleri söyler ve şu cümleleri ilâve ederdi “Biz yolculuktan dönen, tevbe eden, kulluk yapan ve Rabbimiz’e hamd eden kişileriz.” Müslim, Hac, 425; Ebû Dâvûd, Cihâd, 72 İNSANLIĞIN İKİNCİ ATASI - İnsanlığın İkinci Babası Âlimlere göre tûfân, umûmîdir. Yeryüzünün her tarafını su kaplamıştır. Nişâncızâde Muhyiddîn Mehmed, Mir’ât-ı Kâinât adlı kitabında şöyle der “Gemi oturunca, seksen kişi Medînetü’s-Semânîn» şehrini kurdular. Bu şehre Sûk-i Semânîn» de denmektedir.” İnsanlığın ikinci defa çoğalması, işte bu seksen kişiden olmuştur. Nûh -aleyhisselâm-’ın büyük oğlu Sâm, zekî, akıllı ve sâlih bir zât idi. Babasından sonra o vekîl oldu. Hazret-i Nûh’un hayır duâlarına mazhar oldu. Sâlih insanlar da ekseriyetle O’nun neslinden gelmiştir. Araplar ve Farslar onun sülâlesinden çoğalmıştır. Diğer oğlu Hâm’dan Hind, Habeş ve Afrikalılar; Yâfes’ten Rus, Slav ve Türk soylarının çoğaldığı tahmin edilmektedir. Asyalılar ve -Bering Boğazı’ndan geçtiği tahmin edilen- Amerikalılar’ın yerlileri Kızılderililer de ondan çoğalmıştır. Fakat zaman geçince, dînî hakîkatler yine unutuldu. İnsanlar, yıldızlara, Güneş’e ve heykellere tapar oldular. Müfessir Fahreddîn er-Râzî’nin beyânına göre, Kur’ân-ı Kerîm’de Nûh -aleyhisselâm-’ın, kavminin içinde 950 sene çileli ve muzdarip bir hâlde bulunduğunun bildirilmesi, Rasûlullâh’ı tesellî içindi. Nûh -aleyhisselâm-, binbir çile ve ıztırâba uzun müddet katlanıp sabretmesiyle ümmete mükemmel bir örnek olmuştur. AŞURE GÜNÜ Gemi, Âşûra günü olarak bilinen Muharrem ayının 10. gününde selâmetle Cûdî Dağı’na indikten sonra Hazret-i Nûh ve mü’minler, şükrâne olarak oruç tuttular. Kalan erzaktan âşûra pişirdiler. Bu sebeple o gün Muharrem’in 10’unda sadaka vermek, tatlı dağıtmak ve oruç tutmak sünnettir. Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den şöyle rivâyet eder “Ramazandan sonra en sevaplı oruç, Allâh’ın ayı olan Muharrem’de tutulandır.” Müslim, Sıyâm, 202 Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- da, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den şöyle rivâyet etmiştir “Bir adam gelip Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Hazretleri’ne sordu –Yâ Rasûlallâh! Ramazan’dan sonra hangi ayda oruç tutmamı emir buyurursunuz?» Efendimiz Hazretleri cevâblarında –Eğer Ramazan’dan sonra oruç tutacaksan, Muharrem’de tut! Zîrâ o, Allâh’a âit bir aydır; onda bir gün vardır ki, Allâh, bir kavmin tevbesini o günde kabûl buyurdu; başka kavimlerin de tevbe ve niyâzlarını o günde kabûl eder.» buyurdular.” Tirmizî, Savm, 40/741 O gün, Âşûra günü; o kavim de, Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-’ın kavmi Benî İsrâîl idi. Yahûdîler bu bakımdan Âşûra gününü bayram olarak seçmişler, o günde kadın-erkek hep birlikte süslenmeyi âdet edinmişlerdi. Maamafih, o günde, Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-’ın Allâh’a şükür niyetiyle oruç tutmasına binâen birtakım yahûdîler, peygamberlerine uyarak, Âşûra gününü oruçlu geçirirlerdi. AŞURE GÜNÜNÜN FAZİLETLERİ - Aşure Gününün Önemi Bu günün fazîletleri cümlesinden olarak Cenâb-ı Hakk’ın; Âdem -aleyhisselâm-’ın tevbesini bu günde kabûl ettiği ve O’nu bu günde “Safiyyullâh” kıldığı, İdrîs -aleyhisselâm-’ı yüce bir mekâna bu günde ref ettiği, Hazret-i Nûh’u gemiden bu günde çıkardığı, Hazret-i İbrâhîm’i ateşten bu günde kurtardığı, Tevrât’ı Mûsâ -aleyhisselâm-’a bu günde indirdiği, Hazret-i Yûsuf’u zindandan bu günde kurtardığı, Hazret-i Yâkûb’a gözlerini bu günde iâde buyurduğu, Hazret-i Eyyûb’u bu günde şifâya kavuşturduğu, Hazret-i Yûnus’u balığın karnından bu günde kurtardığı, Benî İsrâîl için Kızıldeniz’i yararak onları bu günde selâmete ulaştırdığı, Dâvûd -aleyhisselâm-’ı bu günde mağfiret ettiği, Hazret-i Süleymân’a bu günde mülk ve saltanat verdiği, Ve Hazret-i Muhammed Mustafâ -aleyhissalâtü vesselâm-’ı geçmiş ve gelecek günahlarından bu günde mağfiret buyurduğu rivâyet olunur. AŞURE ORUCU İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- Hazretleri’nden mervîdir “Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Mekke’den Medîne’ye hicretlerinde yahûdîlerin oruç tuttuklarını görmüşlerdi. Sebebini sorduklarında yahûdîler –Bugün hayırlı, faydalı ve büyük bir gündür. Allâh, bu günde Mûsâ ve kavmi Benî İsrâîl’i düşmanlarından kurtarıp Firavun ve avanesini denizde boğdu. Mûsâ, Allâh’a şükrân olarak bu gün oruç tuttu; biz de tutuyoruz.» dediler. Bunun üzerine Efendimiz Hazretleri –Biz Mûsâ’ya ittibâ husûsunda sizden daha yakın ve lâyıkız. Zîrâ, hak dînin esaslarında ayrılığımız yoktur ve O’na da, getirdiklerine de inanıyoruz.» buyurdular. Sonra da, başta kendileri olmak üzere mü’minlerle beraber Âşûra gününü oruçlu geçirdiler.” Buharî, Savm, 69, Enbiyâ, 22; Müslim, Sıyâm, 127/1130 Bir başka hadîs-i şerîfte de, yahûdîlere benzememek için bu orucun, Muharrem’in ya dokuz ve onuncu günü, ya da on ve onbirinci günü olmak üzere en az iki gün olarak tutulması emredilmiştir. Bu hadîs-i şerîf muktezâsınca, ibâdette dahî gayr-i müslimlere muhâlefet etmek gerekmektedir. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- vâlidemiz rivâyet ederler ki “Kureyş, câhiliye devrinde Âşûra günü oruç tutuyorlardı. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de peygamber olmadan önce bu orucu tutarlardı.” Buharî, Savm, 69, Menâkıbu’l-Ensâr, 26, Tefsîr, 2/24 Bir müddet Medîne’de de bu Âşûra orucuna devâm edildi. Ramazan orucu farz olunca Âşûra orucu, insanların tercihine bırakılarak nâfile bir ibâdet hâline geldi. Ramazan’dan önce Âşûra orucuna vücûben devâm edildiği Buhârî ve Müslim’in rivâyetlerinden anlaşılmaktır. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- anlatıyor “Ramazan orucu farz olmazdan önce Âşûra orucu tutuluyordu. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra onu dileyen tuttu, dileyen de tutmadı.” Buhârî, Savm, 69; Müslim, Sıyâm, 115 Hadîs-i şerîfte o günü oruçlu geçirmek hakkında “Her kim sabahleyin iftâr ettiyse, günün geri kalanını imsâk etsin; yâni birşey yemesin! Her kim oruca niyet etti ise, orucunu tamamlasın!” Buhârî, Savm, 69 buyrulmak sûretiyle sünnet olan bu orucun ne kadar fazîletli olduğu gösterilmektedir. NUH KAVMİ NEDEN HELAK OLDU? Nûh Kavminin Helâk Sebeplerinden Başlıcaları 1. Küfür içindeydiler. Peygamberlerini, haşri ve neşri inkâr ediyorlardı. 2. Putlara tapıyor ve şirki teşvîk ediyorlardı. 3. Nûh -aleyhisselâm-’ı küçümsüyor, âsî olup O’na eziyet ediyorlardı. 4. Kibirliydiler; fakîrlere “reziller” diye hitâb ediyorlardı. Hikmet sâhiplerini de küçük görüyorlardı. Hakîkaten, kibirleri yüzünden fakîrlerle oturmayı istememek de, helâk olan kavimlerin kötü hasletlerinin başlıcalarındandır. 5. Kadınlarında edeb, iffet ve hayâ yoktu. 6. Dünyâ lezzetlerine çok düşkündüler. 7. Şükretmiyorlardı. Hâlbuki Cenâb-ı Hak, verdiği nîmetlere şükredilmesini ve nankörlük edilmemesini emretmektedir. Bir hadîs-i şerîfte şükür ve sabır ehli şöyle tavsîf edilmiştir “İki haslet vardır ki, bunlar her kimde bulunursa Allâh onu şükredici ve sabredici olarak yazar. Bu iki haslet kendisinde bulunmayan kimseyi ise şükredici ve sabredici olarak yazmaz Her kim dînî hususlarda kendinden üstün olana bakıp ona uyar ve dünyevî konularda ise kendinden aşağı olana bakıp, Allâh’ın verdiği nîmetlere hamdederse, işte böyle olan kimseyi Allâh, şükredici ve sabredici olarak yazar. Dînî hususlarda kendinden aşağıda olana bakan, dünyevî konularda ise kendinden üstün olana bakıp elde edemediklerine üzülen kimseyi de Allâh şükredici ve sabredici olarak yazmaz.” Tirmizî, Kıyâmet, 58 Nûh -aleyhisselâm- çok şükredici bir kuldu. Allâh Teâlâ onun bu husûsiyetini, bütün insanlığı ilâhî nîmetler karşısında şükredici olmaya teşvîk için şöyle hatırlatır “Şunu bilin ki Nûh çok şükreden bir kul idi.” el-İsrâ, 3 Nitekim Nûh -aleyhisselâm- bir şey yiyip içmesinden elbise giymesine kadar, her hareketinde dâimâ Cenâb-ı Hakk’a hamd hâlindeydi. Giyinirken, yerken “besmele” çeker; yediğini bitirince veya giydiğini çıkarınca da “elhamdülillâh” derdi. Bunun için Cenâb-ı Hak ona “Abden şekûrâ şükredici bir kul” ismini vermiştir. İbn-i Hanbel, ez-Zühd, s. 50 Şükür; kulun, ihsân edilen nîmetlere ve iyiliklere karşı sevinerek onları ihsân eden Rabbine çeşitli söz ve davranışlarla hâlisâne bir kullukta bulunmasıdır. Bu da gösteriyor ki şükür, nîmetin hakîkî sâhibini bilmenin ismidir. Seriyyü’s-Sakatî -kuddise sirruh- buyurur “Bir kimse bir nîmete kavuşur, fakat şükrünü îfâ etmez ise, o nîmet elinden alınır!” Nitekim Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede buyurur “…Eğer şükrederseniz, elbette size nîmetimi artırırım. Ve eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir!” İbrâhîm, 7 HZ. NUH’UN ÖZELLİKLERİ Nûh Aleyhisselâm’ın Bâzı Vasıfları 1. Hizmet ehli olması, 2. Denize açılması ve denizden istifâde etmesi, 3. Çok şükreden ve sabreden bir kul olması, 4. İstiğfârının bol olması. Nûh -aleyhisselâm-’ın peygamberliği 950 sene sürmüş ve Allâh’ın bu yüce peygamberi, uzun bir ömürden sonra her fânî gibi rûhunu Rabbine teslîm etmiştir. Vefâtı esnâsında yanında bulunan evlâdlarına Yüce Allâh’a ibâdete devam etmelerini emretti. Sonra oğlu Sâm’a “Yavrum, kalbinde zerre miktarı bile olsa şirk varken kabre girme! Çünkü Allâh Teâlâ’nın huzûruna müşrik olarak gelen kimse için hiçbir mâzeret yoktur. Yavrum, kalbinde zerre miktarı kibir olduğu hâlde kabre girme! Çünkü Kibriyâ Yüce Allâh’ın ridâsıdır. Ridâsı hakkında münâzaa eden yâni Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir sıfatı kendisine lâyık gören kimseye Allâh Teâlâ gazap eder. Yavrum, kalbinde zerre miktarı yeis rahmetten ümit kesme bulunduğu hâlde kabre girme! Çünkü dalâlete düşmüş olan kimselerden başkası Allâh’ın rahmetinden ümit kesmez. Yavrum, sana لا اله الا الله» kelime-i tevhîdini emrediyorum. Çünkü yedi kat göklerle yedi kat yer, terâzinin bir kefesine, kelime-i tevhîd diğer kefesine konsa, bu ondan daha ağır gelir.” İbn-i Hanbel, Müsned, II, 170; ez-Zühd, s. 51; Heysemî, IV, 219 Rivâyete göre vefâtı yaklaştığı sırada Hazret-i Nûh -aleyhisselâm-’a “–Ey Ebu’l-Beşer, ey uzun ömürlü Peygamber! Dünyâyı nasıl buldun? diye soruldu. Nûh -aleyhisselâm- “–Onu iki kapılı bir ev gibi buldum. Bir kapısından girdim, diğer kapısından çıktım.” cevâbını verdi. İbn-i Esîr, el-Kâmil, I, 73 Hazret-i Nûh -aleyhisselâm- kendisine kamıştan bir kulübe yapmıştı. O’na “–Keşke kendine bundan daha sağlam bir ev yapsaydın.” denilince “–Ölecek bir kimse için bu bile çok!” demiştir. Ebû Nuaym, Hilye, VIII, 145 Şirkin, küfrün ve zulmün muhtelif eziyetleri altında 950 seneye yakın bir süre halkına göstermiş olduğu tahammülle, kendisinden sonraki peygamberler ve ümmetlerine örnek gösterilerek, ilâhî iltifâta mazhar olan Nûh -aleyhisselâm-’dan bizlere kalan en güzel mîras “sabır”dır. Dipnot [1] Ülü’l-azm peygamberler En yüksek derecedeki peygamberler olup bunlar Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, İbrâhîm, Mûsâ, Îsâ, Âdem ve Nûh -aleyhimüsselâm-’dır. Kaynak Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi 1, Erkam Yayınları İslam ve İhsan
hz nuh ile ilgili 2 ayet kısa